postparalax

Orhan Cem Çetin, fotoğrafçı vs.

Kafama Vurma…

with one comment

Animated sequence of a race horse galloping. P...

Image via Wikipedia

Kafama Vurma, Başına Bela Olurum!

1860 yılında, San Fransisco yakınlarında dağlık ve ıssız bir bölgede yol alan bir posta arabası, aniden haydutların saldırısına uğradı. Yolcuların eşyalarını ve arabanın yükünü yağmalayan haydutlar, arabayı içindekilerle birlikte bir uçurumdan aşağı yuvarladıktan sonra kaçtılar. Yolcuların arasında bir de fotoğrafçı vardı: İngiliz asıllı, Edward James Muggeridge. Daha sonra kendi adını Eadweard Muybridge olarak değiştiren ve bu adla ünlenen 30 yaşındaki adam, başından aldığı çok ağır darbeler nedeniyle, kurtarıldıktan sonra uzun süre çalışamamış, iyileşmesi bir hayli zaman almıştı.

Ne var ki, Muybridge sağlığına kavuştuktan sonra yakınları kendisinde belirgin bir mizaç değişimi olduğunu fark ettiler. Fotoğrafçı eskinin aksine, geçimsiz, fevri, asosyal, istikrarsız bir insana dönüşmüştü. İnsanlarla sudan sebeplerle şiddetli tartışmalara giriyor, yalnız geziyor, çok tehlikeli yerlerde, sarp kayalıklarda, uçurumların kenarında, kimsenin yaklaşmaya cesaret edemeyeceği yerlerde fotoğraf çekiyordu. Yaşadığı travmadan sonra yakınları onu tanımakta güçlük çekmeye başlamıştı. Tam anlamıyla bir eksantrik olmuştu Muybridge.

1870’lerde, Muybridge bir tartışmanın içine çekildi: dörtnala koşan bir atın dört ayağı birden herhangi bir anda ressamların o tarihe kadar hayal ettikleri gibi gerçekten yerden kesiliyor muydu ve yanıt evet ise, bacaklar o anda nasıl bir şekil alıyordu? Muybridge takıntılı bir şekilde bu anın fotoğrafını çekme çabası içine girdi. O arada, karısının bir subay ile ilişkisi olduğunu fark ederek adamı öldürdü ve cinayetten yargılandı. Mahkemede, kafa travmasına bağlı olarak akli dengesinin yerinde olmadığı ve onu bu cinayete iten güçlü duygusal nedenler olduğu gerekçesiyle beraat ederek çalışmalarına devam etti ve 5 yıllık çabanın sonunda, 1877 yılında yan yana dizilmiş 24 fotoğraf makinesinden oluşan ve önlerinden dörtnala koşarak geçen atın tetiklemesiyle birbiri ardı sıra koşunun evrelerini görüntüleyen bir düzenek sayesinde tartışmalara açıklık getirdi.

Atın ayakları gerçekten yerden kesiliyordu ve ressamların zannettiğinin aksine o anda ayaklar atın karnının altına toplanıyordu.

Sonuç sadece bu olsaydı belki şu anda Muybridge’den söz ediyor olmazdık. Fotoğrafçının peşine düştüğü o tek kare ile birlikte, diğer kareler de bacakların zaman ekseni boyunca hareketlerinin değişimini gösteriyordu. Bu görüntüleri bir zoopraksiskop cihazı içinde hızla art arda izlemeyi akıl eden Muybridge sinemayı bulmuştu! Nitekim Muybridge hayatının geri kalan bölümünü de aynı takıntılı tutumla insan ve hayvan devinimlerinin evrelerini görüntülemeye vakfetmiştir.

Kısacası, görsel algının belli koşullar oluştuğunda yanılabilmesi ilkesi üzerine inşa edilen ve bugün görsel kültürün belki de en hacimli parçasını oluşturan hareketli görüntü üretimi, bir kafa travması ve onun yol açtığı sıradışı düşünce süreçleri sayesinde varolmuştur.

Muybridge’in öyküsü tekil bir vaka sanılmasın. Birçok önemli mucidin, düşünürün, sanatçının geçmişine ve sağlık öyküsüne bakıldığında öyle ya da böyle, ağır travmalara, rahatsızlıklara, kısacası arızalara rastlamak olağandır. Gelişigüzel bazı örnekleri sıralayalım:

Ünlü sanatçı Joseph Beuys, 1944 yılında Kırım cephesinde Alman Hava Kuvvetleri’ne bağlı bir uçakta nişancı olarak görev yaparken, uçak vurularak düşürülmüştü. Beuys neredeyse tüm sanat üretimini, uçak enkazından göçebe Tatar köylüler tarafından kurtarılıp uzun süre bilincini yitirmiş bir halde keçe ve yağ içinde uyutulduğu ve bu sayede hayata döndüğü günlerdeki –kimilerine göre hayal ürünü olan– sarsıcı deneyimine dayandırmaktadır.

Bugün tüm dünyada bilinen ve ikonik değer taşıyan masallarıyla ünlü Danimarkalı yazar Hans Christian Andersen, ortaokul yıllarında bir süre evinde yaşadığı okul müdürü tarafından taciz edilmişti. Öğrencilik yılları acılarla dolu geçen Andersen’in, okuma-yazma sırasında kendisini gösteren bir algı bozukluğu olan disleksi sorunu da vardı. Ludwig Van Beethoven’ın, işitme duyusunu kaybetmesinden sonra başgösteren, hiç kesilmeyen bir çınlama sesi olarak deneyimlenen tinitus sorununun yanı sıra, çok daha erken dönemlerinden itibaren bipolar davranış bozukluğu olduğu düşünülmektedir. Dünyaya prematüre bir bebek olarak gelen Winston Churchill, hırçın ve asi ruhlu olduğu için başarısız ve cezalarla geçen okul yılları boyunca aile özlemi çekmişti. Özellikle “s” harfini söylemekte güçlük çekme ve kekeleme biçiminde kendisini gösteren bir konuşma bozukluğu vardı. Ruh halinin dalgalandığını saklamayan ünlü devlet adamı, depresif dönemlerinde resim yapıyordu. Melankolik ve dalgın bir adam olduğu anlatılan Abraham Lincoln da depresyon hastasıydı. Sekiz yaşındayken annesi ile babasının ayrılığından fazlasıyla etkilenen Kurt Cobain, yakınları için her zaman sorunlu bir çocuk olmuş ve sonunda kendi yaşamına son vermiştir. Charles Darwin panik atak, Emily Dickinson obsesif-kompulsif davranış bozukluğu, sadece ABD’de 1093 patente sahip olan Thomas Alva Edison ise dikkatini yoğunlaştırmakta güçlük ve tıpkı Andersen gibi disleksi sorunları ile uğraşmıştı.

Listeyi, çoğu depresyondan muzdarip ve hatırı sayılır bir bölümü kendi yaşamına son vermiş olan Ernest Hemingway, F. Scott Fitzgerald, Paul Gauguin, Johann Wolfgang von Goethe, Victor Hugo, Thomas Jefferson, John Keats, Jack Kerouac, Norman Mailer, Martin Luther, Michelangelo, Florence Nightingale, Georgia O’Keefe, Pablo Picasso, Sylvia Plath, Diane Arbus, Sir Isaac Newton, Edgar Allan Poe, Joel-Peter Witkin, Hermann Hesse, Jackson Pollock, Cole Porter, Mark Rothko, Paul Simon, Lev Tolstoy, Kurt Vonnegut, tabii ki Vincent van Gogh ve hatta Peanuts karakterlerinin yaratıcısı Charles M. Schulz gibi isimlerle uzatabilir, Türkiye’den Yavuz Çetin, Nilgün Marmara, Fikret Muallâ, Neyzen Tevfik, Kerim Çaplı gibi isimler ekleyebiliriz.

Öyle görünüyor ki, dünyayı huzursuz, hatta “arızalı” insanlar değiştiriyor. Çoğunun çocuk yaşlarda başlarından geçen, ruhlarında derin izler bırakan sarsıcı deneyimleri var.

Yine de, öyküsü yukarıda aktarılan Muybridge’in durumunda olduğu gibi fiziksel hasarlar bir tarafa bırakılırsa, aşırı derecede duyarlı, kırılgan, zor huzur bulan bir ruhun mu yoksa ortalama bir ruhu bu hale getiren travmanın mı önce geldiğini söylemek zor. Örneğin, fotoğrafçı Joel-Peter Witkin’in oldukça sert ve çoğu kez tartışmalı sanat üretimini etkilediği kabul edilen, küçük bir çocukken tanık olduğu korkunç trafik kazası ve kazada hayatını kaybeden bir kızın gövdesinden ayrılarak havaya fırlayan başının küçük Joel’in önüne düşmesi hadisesine, sanatçının ikiz kardeşi ve orada bulunan büyük bir kalabalık da aynı anda tanık olmuştur. Ancak, Joel’in kardeşinin ve diğer tanıkların bu sarsıcı deneyimden daha az ya da en azından daha farklı bir biçimde etkilendiği ortadadır.

Deha düzeyindeki zekânın da bir anomali olarak kabul edildiğini söyledikten sonra, belki de ancak iki arızanın bir araya gelmesiyle, yani sıradışı bir ruh –ya da bu sözcük hoşunuza gitmiyorsa, akıl da diyebiliriz– ile travmanın çarpışması sonucunda, tıpkı bir kibritin uygun yüzeye çarpmasında olduğu gibi, ortaya alev çıkmaktadır. Bu alev çoğu zaman uygarlığa, ama kimi zaman da yıkıma hizmet etmiştir.

Bir türlü dersini anlayamayan öğrencinin kafasına, yumruk haline getirdiği elinin sert eklem yerleri ile vuran öğretmen, bu sembolik davranışı ile belki de bir mucit, sıradışı bir sanatçı, dünyayı değiştirecek bir birey yaratmaya çalışmaktadır. Ne var ki, bu sarsıntıya, bu travmaya cevap verecek sıradışı akıl orada yoksa, sonuç ne yazık ki sadece hasar olacaktır.

Orhan Cem Çetin

Mayıs 2010

Bir Yanıt

Subscribe to comments with RSS.

  1. Bloguna her girişimde yeni bir şeyler öğrenmek çok güzel “Muybridge”in öyküsü de bunlardan biri. Çok teşekkürler!

    Mehmed Celaleddin Çetin

    02 Aralık 2010 at 12:11


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: