postparalax

Orhan Cem Çetin, fotoğrafçı vs.

Archive for Haziran 2012

Zift

with one comment

Sevgili arkadaşım Arjen Zwart geçtiğimiz yıl Ekim ayında Zift başlığı ile bir sergi açtı ve sergi ile eşzamanlı olarak aynı adlı kitabını da tanıttı. Kitaba kısa bir önsöz yazma şansım olmuştu. Ortaformat‘ın  6. güncellemesinde Arjen’in bu çalışmasından söz edildiğini ve önsözümden alıntılar olduğunu görünce çok mutlu oldum ve yazının tamamını buraya koymayı çoktandır ihmal ettiğimi farkettim.

O halde, iyi okumalar.

My dear friend Arjen Zwart exhibited his works titled Zift last year in October. His book with the same title was also launched at the exhibition opening, for which I am proud to have written a short foreword. The other day I came across an article about the series in the e-zine ortaformat, which painfully reminded me that I have so far failed to share the foreword here.

You may now find it further below.

////

Orada Bir Şey Var

Arjen 3 yıl önce geldi ve bizle yaşamaya başladı.

Bir başkasının evine girdiğinizde, o eve özgü bir kokuyu hemen farkedersiniz. O evde yaşayanlar ise aynı kokuyu ancak uzun bir tatil dönüşünde, içeri ilk adımlarını attıklarında, belki alabileceklerdir.

Zift serisi Arjen Zwart’ın da İstanbul’un kokusunu tıpkı böyle, kısa sürede hissettiğini gösteriyor. Benim gibi 50 yılını bu kentte, bu ülkede geçirmiş bir meslektaşının zor algılayabileceği bir biçimde. Sıra bu kokuyu bize anlatmasına, göstermesine geliyor. Kara duvarları, sağır ve dilsiz devasa yüzeyleri ilk farkettikten ve görüntülemeye başladıktan sonra, bir aciliyet duygusu içinde sokaklara düştüğünü anlatıyor Arjen. İşte, bir kitabı dolduracak kadar çoklar. Kimisi gelip geçici. Tekrar tekrar yazılıp silinen karatahtalar gibi.

Bir duvarı olduğundan daha da geçirimsiz yapma gayreti. İçindekini göstermemek üzere örülmüş duvarların kendisini de görünmez yapma çabası adeta.

Burada hiçbir şey yok! diyen bir şey.

Üstelik konu fotoğraf olunca, siyahın hiçliği tersine döner. Zira fotoğraf bir indirgeme işidir.

Fotoğraf, içinde görülenler kadar görülmeyenlerle de ifade bulur. Fotoğrafçının gösterdikleri, göstermemeyi seçtiklerine kıyasla anlam kazanır. Fotoğrafı sadece ışık değil, çoğu kez gölge var eder. Bir fotoğraf baskısında siyah, orada bir şey var der.

Arjen’in Zift fotoğraflarında da, bakışımızın karşısında birer engel olarak duran karalanmış yüzeylerin zaman zaman arkaya sığınanlar tarafından aralandığını, ya bir nefes, ya bir ses, ya da bir tutam ışık için koca kalkanların delindiğini, yaralandığını görüyoruz. O insanlar belki de göründükleri ya da daha doğrusu görünmedikleri kadar da saklı, korunaklı olmak istemiyorlar.

İnsan doğası bu. Ölüsüne bile işaret koyan, bak ben hâlâ buradayım diyen insan, hayatta iken gizli saklı kalmaya ne kadar tahammül edebilir?

Gel gelelim, biz İstanbullular için giderek sıradanlaşan, kalemle çizilmiş bir kaşın gerçekten o çehreye ait zannedilmesinde olduğu gibi bir yanılsama yaratan bu karanlık suratlar, bambaşka bir kent atmosferinden gelen Arjen’in gözünden kaçmadı. O yalandan saklananlar, şimdi sobelendiler ve artık göz önündeler.

Kim bilir bir sonraki saklanıyormuş gibi yapma taktiği ne olacak.

Ve bu kez, hangi fotoğrafçı kokuyu alabilecek.

ocç / Ağustos 2011, İstanbul

////

Something is There

Arjen arrived 3 years ago and stayed with us.

As soon as you enter someone’s home, you notice a smell special to that place. Those, on the other hand, who live in that home, would probably be able to identify this very same scent only at their return after a long vacation, the moment they set foot inside.

The Zift series show that Arjen Zwart, likewise, felt the smell of İstanbul very quickly, in a way that a fellow photographer like me who has spent 50 years in this city would hardly be able to perceive. Now it is time for him to show and tell us about this smell. Arjen tells us that the moment he noticed and began photographing these black walls, these giant deaf and dumb surfaces, he was out in the streets with a sharp feeling of urgency. Well, they are plenty, enough to fill the pages of a book. Some are transient; like a blackboard you can wipe and rewrite over and over again.

An effort to make a wall even more impermeable than it already is. An effort to make the walls invisible, walls themselves erected to make their content invisible.

Something that says there is nothing here!                               

But when we are talking about photography, the nihility of black is inverted. Because photography is reduction.

A photograph is expressive thanks to what is visible in it as well as what is not. What the photographer has decided to show gains meaning with reference to what he/she has decided not to show. A photograph is made possible not only by light but usually by shade. Black, on a photographic print says that something is there.

Indeed, in Arjen’s Zift series, we can see that the blackened surfaces obstructing our view are sometimes made to give way by those who shelter behind , these colossal shields pierced, scarred to breath, to hear or to let in a wisp of light. These people are probably not as willing to be hidden, to be protected as they seem or in fact do not seem to be.

This is human nature. How would the human being, who even tags dead bodies, shouting out look, I am still here, be able to stand being well hidden while still alive?

However, these dark faces that create an illusion comparable to a drawn eyebrow mistaken for the real one, too familiar, almost habituated for us who dwell in İstanbul, would not go unnoticed by Arjen who arrived from a totally different urban atmosphere. Those who were in fact willing to get caught are now revealed in this game of hide-n-seek.

Who knows what the next strategy for pretending to hide will be.

And who will be the next photographer to smell it first.

ocç / August 2011, İstanbul

Written by Orhan Cem Çetin

26 Haziran 2012 at 19:48

öyle bir şey

with one comment

Bir fotoğrafta kimse görünmüyorsa, fotoğrafçı ayrıcalıklıdır.

Bir fotoğrafta sadece bir kişi görünüyorsa, o kişi ayrıcalıklıdır.

Bir fotoğrafta iki kişi görünüyorsa, kendisini ikinci sayan kişi ayrıcalıklıdır.

Zira kainattaki diğer herşey dışarıda bırakılmış, sadece o içeri buyur edilmiştir.

Bu fotoğraf, ara sıra göz attığımızda bizi zamanda, henüz o günü yaşamadığımız daha eski bir noktaya savuran, işi bitmiş, süslü ve atmaya kıyamadığımız davetiyeler gibidir.

Davet bitmiş, ortalıkta kimse kalmamıştır ama, dahil edilmiş olmanın gururu bize ömür boyu yetecektir.  

cemre için;

orhan cem çetin / mayıs 2012

nerede / where is this?

If no one appears in a photograph, the photographer is privileged.
If only one person appears in a photograph, that person is priviliged.
If two people appear in a photograph, only the one who assumes to be secondary is privileged.
Because, everything in the universe has been excluded and only that person has been admitted in.
That photograph is like those fancy invitation cards which are both obsolete and indispensible and which, as we occasionally glance over, throw us away to a point in the past where we have not enjoyed the day yet.
The event is over and no one is around but the honor of having being invited will last us a lifetime.
for cemre;
ocç / may 2012


Written by Orhan Cem Çetin

23 Haziran 2012 at 00:20

haberler news, sanat art, sergi, Yazdım I_wrote kategorisinde yayınlandı

Tagged with , ,

Onsekiz Fotoğrafçıdan Tek Bir Poz

with 2 comments

Koço Çevrimiçi  Koço Online / Orhan Cem Çetin 2012 / 100×100 cm c-print, diasec

ALİ’NİN KOÇO’SU MİLLİ REASÜRANS SANAT GALERİSİ’NDE

Onsekiz Fotoğrafçıdan Tek Bir Poz

Burcu Aksoy, Can Altay, Ani Çelik Arevyan, Arif Aşçı, Banu Cennetoğlu, Orhan Cem Çetin, Zekai Demir, Hasan Deniz, Ahmet Elhan, Cemal Emden, Murat Germen, Ara Güler, Sıtkı Kösemen, Nevzat Sayın, Ahmet Sel, Serkan Taycan, Nazif Topçuoğlu, Özcan Yurdalan gibi isimlerin bir araya gelerek Ali Arif Ersen’e destek olmak amacıyla Koço’dan tek poz çektiler. Küratörlüğünü Serhan Ada’nın yaptığı sergi 7 Haziran 2012 Milli Reasürans Sanat Galerisi’nde izleyicilerle buluşacak.

Son sekiz yıldır locked in sendromuyla yatağa bağlı yaşayan fotoğrafçı Ali Arif Ersen dünyayla iletişimi gözleriyle kuruyor. Annesine, dostlarına, çevresindekilere sol gözünü kırparak “evet, peki” diyor. Sağ gözünün üzerinde bir gözlüğe iliştirilen lazer kalemini alfabe üzerinde gezdirerek kelimeler yapıyor, anlık isteklerini aktarıyor, zor sorular soruyor, eskilere dair anılarını paylaşıyor. Ersen, bir yandan müzik dinlemeye, kitap dinlemeye devam ediyor. Dünyada olup bitenle ilişkisini gevşetmiyor. Arada atıverdiği kısa kahkahalar bunun en güzel işareti.

Bu projede Ali’ye yarın objektifi eline alsa neyi çekerdi sorusu soruldu. Kendisi hiç tereddüt etmeden

“K-O-Ç-O” harflerini göz ucuyla yazdı. Üzerine uzun boylu yorum yapmadan… projeye katılacak sanatçı arkadaşlarını fotoğraf çekmeye değil, muhabbete, birlikte yiyip içip söyleşmeye davet eder gibi. Başka hiçbir kısıtlama, koşul yoktu. Projenin adı daha o anda kendiliğinden konuldu: “Ali’nin Koço’su”.

Ali’nin önerdiği pozu, davet ettiği Koço’yu çekmek üzere konuşulan, yazışılan tüm fotoğrafçılar pek az istisnayla bu işe gönüllü olarak katılmaya hemen evet dediler. Bundan sonra işin nasıl ilerleyeceği, takvim gibi pratik konulara sıra geldi. Arada zaman ayırabilenler Koço’da bir akşam bir araya gelip projeyi konuştular.

Bu sergi, onsekiz fotoğrafçının bir fotoğrafçı arkadaşlarının davetine birer pozla katıldıkları gönüllü ve kolektif bir paylaşım sürecinin sonucu. Türkiye’de fotoğrafın önemli onsekiz adının işlerinin toplandığı sergi aynı temaya farklı yaklaşımları sunarken bir yandan bir sanatsal ifade biçimi olarak ulaştığı üslup ve teknik çeşitliliğini aynı mekânda yanyana  görerek hatırlamamıza katkıda bulunuyor.

Bir sanatçının davetine ellerinde işleriyle katılan onsekiz fotoğrafçının sergisi “Ali’nin Koço’su” 7 Haziran’da Milli Reasürans Sanat Galerisi’nde açılacak ve tüm yaz boyunca açık kalacak. Sergiden elden edilen gelir tümüyle Ali Arif Ersen’e aktarılacak.

Maçka Cd. 35 Teşvikiye-Şişli 34367 İstanbul
Tel: (212) 230 19 76 Santral: (212) 231 47 30 Fax: (212) 219 62 58
http://www.millireasuranssanatgalerisi.com
 
%d blogcu bunu beğendi: