postparalax

Orhan Cem Çetin, fotoğrafçı vs.

Bu aralar neyi çalışıyorsunuz bakalım?

leave a comment »

2004 yılında yazmışım.

O tarihlerde düzenli olarak “tekno mizah” yazıları yazdığım bir dergi, iç karartıcı mı bulduklarından nedir, yayınlamayı bir bahaneyle reddetmişti. Ardından gelişen gergin diyalog sonunda dergi ile yollarımızı ayırdığımız için de sinirlenip bir tarafa kaldırmıştım. Epeydir burada paylaşmak için arıyordum, sonunda buldum.

İyi okumalar.

Bu aralar neyi çalışıyorsunuz bakalım?

Fotoğrafçılar meclisinde söz dönür dolaşır, sonunda kimin hangi fotoğrafları çekmekte olduğuna gelir. Bunun adı da “bilmemneyi çalışmak”tır.

– Eee? Son günlerde neyi çalışıyorsun?

– Ben balıkçıları çalışıyorum.

– Öyle mi! Ben de balıkları çalışıyorum.

– Ben terk edilmiş mekânları çalışıyorum.

– Ben seyyar dondurmacıları çalışıyorum.

Gözleri, dudakları, hatta göbek deliklerini, akla hayale gelmedik konuları “çalışan” fotoğrafçılar var. Siz bu aralar neyi çalışıyorsunuz? Neyi fotoğrafı çekilmeye değer buluyorsunuz? Ve neden? El değmemiş bir konu bulmak üzere mi başlıyor arayışınız, yoksa ihmal edilmiş bir toplumsal yaraya parmak basmak mı amacınız? Tersinden söyleyecek olursak, bir konuyu çalışmak ona paye vermek, onu önemsemek, onu seçkin, seçilmiş, ayrıcalıklı kılmak mı oluyor?

28 Ocak 2004 tarihli Posta gazetesi duruyor önümde. Gazetenin sloganı “Türkiye’yi ve insanları çok seviyoruz”. Tam orta yerde bir haber: “Tek fotoğrafı var, o da ölü.” Söz konusu tek fotoğraf da orada nitekim. Erzurum’da, okul dönüşü donarak ölen Hüseyin Şahan’ın (13) “hayattaki” tek fotoğrafını, kurtar(ama)ma ekipleri çekmiş. Habere göre Hüseyin Şahan parasızlıktan tek bir kare fotoğraf çektirememiş o güne kadar. Bu hiçbir zaman göremeyeceği fotoğrafının çekilebilmesi için sıradışı bir ölümle noktalaması gerekmiş hayatını.

Hiçkimse durduk yerde bedavadan “çalışmamış” Hüseyin Şahan’ın sıradan hayatını, dudaklar, göbek delikleri, kulak memeleri dururken. Gazetenin sayfalarını çeviriyorum. Bakalım kimlerin, nelerin fotoğrafı çekilmeye değer bulunmuş dünya gözüyle, Allah korusun, ölmelerine gerek kalmadan. Seren Serengil ve cezaevinde dünya evine girdiği Cengiz İmren, Hüseyin Şahan haberinin hemen yanıbaşında, dalgın dalgın objektife bakıyorlar. Onların altında da Cem Yılmaz’ın sahte cips imalatçısı pozu. Sayfayı çevirince iş iyiden iyiye çığrından çıkıyor. Hülya Avşar’ın silikonlu diz kapakları, mucize Japon otomobilleri, fark yaratan gömlekler, farklılığınıza yaraşır kokular. Evet, kokunun bile fotoğrafı çekilmiş. İlerleyen sayfalarda, bir kilit firması bastırmış parayı, yarım sayfa ilan vermiş. Anahtar deliğinin fotoğrafı çekilmiş de Hüseyin Şahan’ın çekilmemiş. Yazar kasa, şok fiyata koşu bandı, uçan çizme, popçu, topçu, sosyete gülü, Boğaz Köprüsü’nün aşınan halatı, çalınan yılkı atları bile çalışılmış da Hüseyin’in henüz ölme fırsatı bulamamış olan arkadaşları çalışılmamış.

İlginç bir haber gerçekten. Kendisini teyit eder nitelikte. Sanki burada asıl mesele bir çocuğun okul yolunda yok yere hayatını kaybetmesi değil de, o güne dek hiç fotoğrafının çekilmemiş olması. Bu okulun tek öğrencisi Hüseyin miydi? Sadece onun kullandığı yolda mı donma tehlikesi vardı? Hüseyin’in okul arkadaşlarının, öğretmenlerinin, ailesinin haber olmak, fotoğraflanmak, içinde bulundukları adaletsizlikle gündeme gelmek için donarak ya da açlıktan ya da bir başka sudan sebeple ölmeleri mi gerekiyor? O saatten sonra fotoğrafları çekilse ne olur, çekilmese ne olur.

Hoş, çalışılan konular çalışılınca ne oluyor? Sadece güzelliğin, estetiğin, “grafiksel hazların çalışıldığı” iyi huylu projeleri zaten hiç dokunmadan bir tarafa bırakıyorum. Öte yanda dünyayı değiştirme, adalet sağlama, toplumsal duyarlık oluşturma iddiası taşıyan, kaybolan kültürel değerlerden tutun da emek sömürüsü, toplumsal baskı vb. konulardaki fotoğraf projelerinin sadece birer fotoğraf projesi olarak kalmaları, üstelik “çalışılmış” damgası yüzünden bir daha kimsenin o konuya elini sürmemesi, ortaya çıkan ürünlerin sadece fotoğrafçılar arasında paylaşılmaları ve bana göre böyle bir içerik için Türkiye’de henüz en yanlış mecra olan sanat galerilerinde sergilenmeleri son noktada neye yarıyor?

Fotoğraflarda gözler önüne serilen adaletsizliğe, haksızlığa karşı kitlesel tepki, aksiyon, muhalefet beklenirken, çoğu kez fotoğrafçıya yönelik yoğun bir takdir ile sonuçlanıyor proje. “Helal! Ne konu bulmuş be!” Tıpkı çağdaş habercilikte haberin yapılışının, yapılmış olmasının, haberin yerine geçmesi gibi.

Ne var ki suistimal insanın doğasında var. En küçük bir zaaf, üstü açılınca hemen mikrop kapar.

Eğer biz, yediklerimizin lezzetine ve görünüşüne besin değerinden daha fazla önem vermeye devam edersek, bu zavallı midemize daha çoook abur cubur ve hatta sinsi zehirler girecektir.

Afiyet olsun.

OCÇ / Şubat 2004

Written by Orhan Cem Çetin

05 Eylül 2012 13:10

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: