postparalax

Orhan Cem Çetin, fotoğrafçı vs.

Sanatçının terbiyelisi

with one comment

İstanbul merkezli yeni aylık sanat gazetesi Güncel SANAT’ta yazmaya başladım.
Gazetenin her sayısı bir konuyu ele alıyor.
Benim, diğer yazarlardan farklı olarak bir önceki sayının konusu hakkında yazacağım köşenin başlığı “Pardon Geç Kaldım”. Umarım uzun ömürlü olur.
Temmuz 2014 / Sokak Sanatı temalı sayıda yer alan ancak intihal hakkında kaleme aldığım yazım aşağıda.
İyi okumalar.

 

19. yy’ın ikinci yarısında Afrika’yı -Nil’i izleyerek- adım adım gezen ve sömürgeciliğin önünü açan ünlü Dr. Livingstone, 1855 yılında bugün Zimbabve sınırları içinde olan bölgedeyken, yerliler ona “kükreyen duman” diye bir yerden söz ettiler. Meraklanarak buraya götürülme teklifini kabul eden Livingstone, inanılmaz bir manzara ile karşılaştı: derin bir kanyona dökülen akıl almaz boyutlarda bir şelale.

Dr Livingstone şelaleye dönemin İngiltere Kraliçesinin adını verdi: “Victoria”

Oysa şelalenin zaten bir adı vardı: “Mosi Oa Tunya”. Yani, yukarıda belirttiğim gibi, Kükreyen Duman.

Dr Livingstone halihazırda nefis bir adı olan şelaleye yeniden ad vermekle kalmadı, üstelik tüm dünyaya burayı kendi bulduğunu ilan etti.  Oysa bulunan Livingstone’du ve oraya lütfen götürülmüştü.

Daha da acısı, tüm kaynakları İngiltere tarafından tüketildikten sonra kaderine terk edilen Zimbabwe’ye bugün gittiğinizde doğal park haline getirilmiş olan şelaleye hala Victoria dendiğini ve parkın girişinde Dr Livingstone’un heykelinin dikili olduğunu görebilirsiniz.

Bu öyküyü çok üzücü, çok can sıkıcı bulmuşumdur. Dr Livingstone’un tarihe Afrikalılara medeniyet ve aydınlık getirme uğurunda can vermiş bir melek olarak geçmesi de cabası.

Öykü bana aynı zamanda sanatın temel dinamiklerinden olan esinlenmenin sınırının nereden çekilmesi gerektiğini de düşündürüyor. “Sıradan” insanların yaşamları, fikirleri, ürettikleri, tıpkı Dr Livingstone’un hoyratlığı ile sanatçılar tarafından yeniden sunulduğunda, yapıtla sonuçlanan zincirin ilk ve orijinal halkası anonimleşirken takdiri toplayan sanatçı oluyor. Bu nasıl oluyor da meşrulaşıyor?

Daha da vahim olan, bir sanatçının başka bir sanatçıya aynı anonimleştirici tavırla esin kaynağı olması. Başıma, hem de birçok kez geldiği için nasıl can yakıcı olduğunu biliyorum. Şunu da biliyorum: Bunu yapan sanatçı kesinlikle intihal, yani hırsızlık yaptığını düşünmüyor. Bu anlamda masum. O, sadece esinlendiğini düşünüyor. Afrika sanatının, Avrupa modern sanatına sevimli bir esin kaynağı olması gibi.

Dr Livingstone güya kölelikle mücadele etmiş. Sanatın bu tavrı da köleleştirici, sömürücü, kibirin zirvesinde bir tutum değil mi?

Ancak itiraf etmeliyim ki, başıma geldiğinde hissettiğim sıkıntı, “Bir dakika, bu iş basbayağı benden alıntı,” diye öfkelenmem, adımın geçirilmemiş olmasına isyan etmem de kibirli, bencil bir tavır.

Galiba her birimizin kendimizi bu anlamda terbiye etmesi gerekiyor.

Gel gelelim, şu da bir gerçek ki sanatçının terbiyelisi değil, terbiyesizi makbul.

Orhan Cem Çetin, Haziran 2014         

Written by Orhan Cem Çetin

09 Temmuz 2014 00:21

Bir Yanıt

Subscribe to comments with RSS.

  1. İstemezdim.İki gözle gördüklerimizi, iki elle, iki ayakla,her şekle giren bedenimizle berbat etmişiz zaten.Bi de üçüncü göz olursa artık…Üstad ben burdan görüyorum seni

    H Seval Poyraz

    09 Temmuz 2014 at 14:48


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: