postparalax

Orhan Cem Çetin, fotoğrafçı vs.

Norah, Dolcette ve Diğerleri – 3

leave a comment »

Hazin tefrika
 Önceki Bölüm için tıklayın

 

Bunca gürültüye Norah’ın uyanmaması mümkün değildir tabii ki. Bu da Dolcette’in hoşuna gitmez.

Zavallı adam korkuyla ayağa fırlayarak şaşkınlıkla etrafına bakar. Ellerini iki yana açmıştır. Komik bir şekilde sağa sola sıçrayarak neler olduğunu anlamak veya mümkünse bir süre anlamamak istemektedir.

Karanlığın içinde gözden kaybolan birkaç keçiyi son anda farkeder. Aynı anda başının altına koyduğu çantanın da değişmiş olduğunu görmüştür. Sanki içinden mucizevi bir şey çıkıp herşeyi düzeltecekmiş gibi çantanın üzerine atlar, hemen açar ve içini karıştırmaya başlar.

Ama heyhat. Burada birkaç cılız piyango bileti koçanı ve ikramiye çıkan numara listeleri vardı. Birkaç da bozuk para, bir tükenmez kalem kapağı, buruşup küçücük olmuş birkaç parça kalaylı kağıt ve bir de zarf. Noah dizlerinin üzerine çökerek son bir ümitle zarfı da açtı.

Zarftan bazı kağıtlar çıktı. Bunlar, amatör bir yazar olan Kötü Bir Gün Geçirmiş Olan Milli Piyango Satıcısı’nın öykü denemeleriydi. Bunu bizim bilmemize rağmen Norah bilmiyordu tabii ki.

Norah bir kez daha başını kaldırıp çaresizce karanlığın içinde göz gezdirdikten sonra , en üstteki kağıdı sınırı aydınlatan lambaların cılız ışığında okumaya başladı:

Anneannem ünlü bir coğrafya öğretmeniydi. Sadece derslerinde anlatması için dünyanın dört bir yanından, adı sanı duyulmamış ücra kasabalardan, doğal parklardan, tuhaf yerleşimlerden davetler alırdı. Çok seyahat etti bu sayede. Anlatacak çok şeyi vardı.

Ben hiç hatırlamıyorum ama bu yolculuklardan birine annemle birlikte beni de götürdüğünü söylerdi. Ben sadece 1 yaşındaymışım. Dudağımdaki yara izinin, yolculuğu daha ilk günlerinde kesip geri dönmemize neden olan bir kazadan kaynaklandığını anlatırlardı. Tam da anlatmazlardı aslında. Konu açıldığında hemen sessizleşip gözlerini yere çevirir, yavaşça başlarını sallamaya başlarlardı. Ben de sormaya korktum her zaman.

Haftalarca geçmeyen bir baş ağrısına rağmen, kötü bir haber alma korkusuyla doktora gitmemek gibi. Dudağımdaki yaranın hikayesini delice merak etmeme rağmen, annemle anneannemin o esrarengiz, o suçluluk, pişmanlık ve utanç dolu tavırları nedeniyle asla araştırmadım, araştırmaya cesaret edemedim.

Tek bildiğim, bir daha asla uzaklara gidemediğim, anlatılanlarla yetinmek zorunda kaldığımdır.

Acaba dudağımı birisi, bişey, bir hayvan mı ısırmıştı?

Ben bunu bilmek istemiyorum.

 

(Sürecek)

 

Written by Orhan Cem Çetin

06 Şubat 2015 02:59

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: