postparalax

Orhan Cem Çetin, fotoğrafçı vs.

Archive for Kasım 2019

Elçi

leave a comment »

 

Elçi / Orhan Cem Çetin / 2019

Tahir Elçi Anma Haftası / 2019 kapsamında düzenlenen Barış ve Özgürlük temalı fotoğraf sergisi için üretip teslim ettiğim çalışmam. Sergi dün (29 Kasım 2019) Diyarbakır’da, Hasan Paşa Hanı’nda açılacaktı.

 

Daha geniş bilgi ve diğer katılımcılar için tıklayın, sonra buraya geri dönün lütfen:

Ancak;


Tahir Elçi’yi öldürülmesinin 4’üncü yılı dolayısıyla Hasan Paşa Hanı’nda düzenlemek istenen Fotoğraf Sergisi’ne, ‘Müşteri yoğunluğu’ gerekçesiyle izin çıkmadı.

Diyarbakır Barosu ve Tahir Elçi Vakfı’nın, Tahir Elçi’yi öldürülmesinin 4’üncü yılı dolayısıyla Sur ilçesinde bulunan tarihi Hasan Paşa Hanı’nda düzenlemek istediği Barış ve Özgürlük Fotoğraf Sergisi’ne izin verilmedi. Diyarbakır Barosu ve Tahir Elçi Vakfı’nın Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Vakıflar Genel Müdürlüğü Diyarbakır Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne yaptığı başvuru, “Müşteri yoğunluğu” gerekçesiyle reddedildi. 

MÜŞTERİ YOĞUNLUĞU!

MA’da yer alan habere göre Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nün, başvuruya verdiği olumsuz yanıt şöyle: “Baronuz tarafından düzenlenecek olan etkinlik kapsamında ilgi yazıyla istemiş olduğunuz Hasan Paşa Hanı; muhtelif şahısların icarında bulunması ve alış veriş amacıyla gelen müşterilerin yoğunluğu sebebiyle, ayrıca kiracılarla yapılan görüşme neticesinde 28-30 Kasım aralığının uzun olacağı ve işlerin sekteye uğrayacağı görüşü de dikkate alınarak mezkur yerine sergi alanı olarak kullanılması Bölge Müdürlüğümüzce uygun görülmemiştir.” (Kaynak: ArtıGerçek)


Sergi şu anda, bir süre için, Diyarbakır Barosu önünde, sokakta izlenebiliyor. Kendi payımı buradan da sizlere sunuyorum. Belki diğer fotoğrafçılar da bunu yaparlar ve bir serginin engellenmesinin mümkün olmadığını hep birlikte sergilemiş oluruz.

30 Kasım 2019

 

Written by Orhan Cem Çetin

30 Kasım 2019 at 00:57

Boyalı Kuş // The Painted Bird

leave a comment »

Boyalı Kuş / Orhan Cem Çetin / 2019

Şahin Kaygun ve Jerzy Kosiński’nin güçlü anısına.

 

 

Written by Orhan Cem Çetin

29 Kasım 2019 at 12:46

Bedenime sahip olabilirsin ama…

leave a comment »

ruhuma asla.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Farklı bedenlerden atılan ya da geriye kalanların hem deneyim izlerini hem de genetik hafızayı taşıyor olması ve bu hafızayı dönüştürerek sürdürme biçimleri üzerine bir deneme.

Herhangi bir canlı bedeni, sadece kendi yaşam öyküsünü değil, kendisinden önce yaşamış sayısız ve türlü atalarının da hayatta kalma savaşlarının, akıl almaz travmaları atlatabilmiş olmalarının kodlarını taşır, bu uzun zincire bir halka daha ekleyip göçüp gider.

Bir insanın, döllenme anından itibaren geçirdiği değişimi inceleyecek olursanız, tüm evrimsel sürecini aylar içinde izlemiş olursunuz: Önce bir tek hücreli varlık, daha sonra bir koloni, bir su canlısı, omurgalı bir amfibik, akciğerli basit bir memeli ve sonra insan.

Bu yapıyı hem koruma, hem de değiştirme çabamızı ameliyat izlerimiz ve kullanmak durumunda kaldığımız protezler ortaya koyuyor. Mezarlarda platin vidalar, diş protezleri, silikon implantlar, metal eklemler, yapay göz mercekleri birikmekte. Sadece kendi bedenlerimizi dönüştürmekle kalmıyoruz. Hayvan ölülerine de saygımız yok; süslerden giysilere, çalgılara ve alet edevata kadar farklı işlevler için beden dokularını, uzuvları, kürk ve kabukları alıyor, ölümden sonra yeni hayatlar başlatıp onları kendi hatıralarımıza aracı ediyoruz.

AltZine Bahar 2019 için üretilmiş olan bu seride, ancak bir süre için koruyabildiği dişlerle birlikte sökülmüş bir dental protez, bir mürekkep balığı kemiği oyularak yakın dosta hediye edilmiş balık rölyefi, el altından satın alınmış hakiki kablumbağa kabuğundan mamul bir tambur mızrabı, muhtemelen besi hayvanlarına ait kemiklerden sap yapılmış, ne işe yaradığı bilinmeyen ama manikür aletlerine benzeyen gereçler ve bu satırları yazan fotoğrafçının geçirdiği, yukarıda bahsedilen ameliyatlardan birinin öncesinde bileğine takılan, barkodlu plastik künye görülmektedir.

Nitekim plastik de organik kökenli bir maddedir ve organik demek, “eskiden başka bir canlının bedenine aitti” demektir.


Orhan Cem Çetin / Mart 2019  

Written by Orhan Cem Çetin

21 Kasım 2019 at 23:55

KAM

leave a comment »

 

kamband_toplu_final_orhancemcetin2019_4000px

Coğrafyasına göre farklı anlamları olan KAM, Osmanlıca’da zaman, yüzyıl, sese kulak vermek; Farsça’da zevk, sefa ve dilek anlamında; Anadolu ve Orta Asya’da ise ozan, şifacı, destan anlatıcısı ve şaman olarak anlamlanıyor.
Tohumları 2010 yılında Galata’da atılan ve o zamandan bu yana emek veren elemanlarıyla fikir ve zevk olarak organik bir yapıya ulaşarak son halini alan KAM, performanslarında deneysel folk-rock ve caz ekseninde dolanan bunun yanında doğu elementlerini de aynı eksende harmanlayarak hareket eden bir müzik grubudur.

Trompet ve gitarın içiçe geçen sesleri, bas gitar ve davulun salınımı, anlatıcıya kulak vererek zaman içinde bir hal alıp onu an’a sunar.

Can Ömer Uygan / trompet, flugelhorn

Cansun Küçüktürk / elektro gitar

Okan Kaya / bas Gitar

Cihan Kahvecioğlu / davul

www.facebook.com/kamband

Okan’ı Gevende’den dolayı tanıyorum, malum, çok seviyorum. Ama yeterince bilmiyormuşum. Bir yıldan fazla oluyor. “Abi bizim bir grubumuz daha var,” dedi ve KAM’ı anlattı. Ardından Can’la ikisini canlı dinleme fırsatı da bulduk ve yine çok etkilendim. Onlara da bir fotoğraf yapmak şart oldu. Geçtiğimiz Mayıs ayında çekimleri yaptık. Yukarıda gördüğünüz -ve benim son yıllarda sıkça başvurduğum sulu boyalı kağıt negatif tekniğini iştahla kullandığım- dörtlü portre böylece ortaya çıktı. Daha doğrusu, ortaya çıktı da ortalığa çıkamadı. İlk albümü sabırsızlıkla bekledik. Eh, o da duyurulduğuna göre, sonunda burada paylaşıyorum.

Fotoğrafta çok fazla ayrıntı var. Yakından bakmak ister misiniz:

Written by Orhan Cem Çetin

15 Kasım 2019 at 02:45

%d blogcu bunu beğendi: