postparalax

Orhan Cem Çetin, fotoğrafçı vs.

Archive for the ‘eksizaman minustime’ Category

Bu fotoğraf kimin olacak? // Who will possess this photograph?

with one comment

Written by Orhan Cem Çetin

16 Nisan 2016 at 00:20

Murad, Instagram’ı çok severdin. // Murad, you would have loved Instagram.

leave a comment »

Written by Orhan Cem Çetin

04 Kasım 2015 at 01:35

Cafe Mandala

leave a comment »

Written by Orhan Cem Çetin

22 Haziran 2015 at 15:50

Ricat

leave a comment »

Written by Orhan Cem Çetin

04 Mayıs 2015 at 19:33

Yarısı boştu // Half full

leave a comment »

O zaman en uzun uçak yolculuğumdu. Kocaman bir Airbus’tı. Yarısı boştu.

Uyku uyanıklık arasında, hiç durmaksızın içerek onunla karşılaşacağım anı hayal etmeye çalışıyordum.

Ona neden aşık olduğumu hatırlamaya çalışıyordum.

Hatırlayamadım.

Takip eden günler hiç kolay değildi.

Sonrası daha da kötüydü.

Bir tane de bunun gibi teneke bukalemun olması lazım.

Herhalde o almış.

 

It was my longest flight so far.

I kept changing my seat in the half full Airbus.

I was chewing on the stuff I had managed to take on board and thinking real hard for hours in perfect isolation to be able to find out why I used to love her.

I couldn’t.

What followed was even worse.

I miss the 7up chameleon she removed from my shelf.

 

Alıntı:
TutKeep / OCÇ / 2008

Written by Orhan Cem Çetin

20 Ekim 2014 at 00:54

Sanat dünyası kedilerin eline mi geçti?

leave a comment »

İstanbul merkezli tematik aylık sanat gazetesi Güncel SANAT’ta, temayı 1 ay gecikmeyle izleyerek yazmaya devam ediyorum.
Ağustos 2014 için, sokak sanatı hakkında kaleme aldığım yazım aşağıda.
İyi okumalar.

 

Sokak kedisi olmanın kuralları yazılsaydı, ilk madde herhalde şu olurdu:

“Yemeğini asla bulduğun yerde yeme.”

Acaba sanat dünyası da kedilerin eline mi geçti? Zira sanat, hemen her zaman bulunduğu yerden apar topar alınıyor, gizli, steril, korunaklı bir yere götürülüyor, yesinler diye.

Oysa en başta böyle değildi; ihtiyaç hasıl olduğunda, öfkede, cenazede, ayrılıkta, deli sevinçte, hemen oracıkta beliriyor, oh, taze taze yeniyordu.

Yıllar önce, parçası olduğum bir performansı (Ütü Masası / Ayak Takımı performans grubu: Öykü Potuoğlu Cook, John Cook, Figen Evren ve ben) izledikten sonra gelip beni bulan ve birlikte bir radyo programı yapmayı teklif eden Ceyda Karamürsel sayesinde, “Radyo Sanatı” diye anılan bir sanat disiplini olduğunu öğrenmiştim. Açık Radyo’da haftada bir gece geç saatlerde yayınlanan, Gaygoni A.G. adını verdiğimiz programda hem arşivlerden mevcut yapıtları yayınlamış hem de davet ettiğimiz sanatçıların canlı performanslar gerçekleştirmesi için platform oluşturmuştuk. Replikas, Baba Zula, Sıfır (Zafer Aracagök ve arkadaşları), Sad Eyed Lemurs, Zeynep ve Özgür Erkekli, Fatih Aydoğdu aklımda kalan isimler.

Radyo sanatı, özellikle Avusturya’da gelişmiş olan bir disiplin. En kısa tanımı, radyo yayını ile aktarılan ses düzenlemeleri, ya da ses heykelleri.

Manifesto şurada (İngilizce): www.kunstradio.at/TEXTS/manifesto.html

Seslerin radyo ile aktarılması, hem sanatçıyı hem de izleyiciyi benzersiz biçimde özgürleştiriyor. Yapıtın eşzamanlı üretilip paylaşılmasına karşın, sanatçı ve izleyici karşı karşıya gelmiyor. Hatta birbirinin nerede olduğunu ya da olup olmadığını dahi bilmiyor. Yapıt, oluştuğu her noktada farklı bir biçim alıyor, ortam sesleri ve radyo cihazına bağlı olarak dinlendiği her noktada farklı ve özgün bir “edisyon” oluşuyor. İzleyici tutsak değil. Dinlemek ya da kulak vermek mecburiyetinde olmadığı gibi, sesi kısıp bir telefon görüşmesi yapabilir, tümden kapatabilir, zaplayabilir ve en önemlisi performans sırasında dilediği gibi öksürebilir ve bir otomobildeyse korna çalabilir.

İzleyicinin özgürlüklerinin farkında olan -bir önceki yazımın sonunda söz ettiğim terbiyesiz- sanatçı da böylelikle dilediği kadar aşırı noktalara gidebilir. Çok daha cesaretli, deneysel, tüm ölçülerin dışına çıkan ses işlerinin üretilmesi böylelikle mümkün olur. Bir gece, Robert Adrian X’in 30 dakika süren ve sadece yoğun, tekdüze alkış sesinden oluşan 1996 tarihli işi Applaus’u yayınlamıştık örneğin. Anonsu duymadan, ortadan giren bazı dinleyiciler radyoyu arayıp arıza olduğunu haber vermişlerdi.

Şuradan bazı ünlü örnekleri dinleyebilirsiniz:

http://alien.mur.at/sound/

Kısacası, sanatla müzelerde, galerilerde, kalın ve pahalı kitaplarda karşılaşmanın mutlaka olumlu tarafları var ama bu biraz da turla seyahat etmeye benzemiyor mu? Tersine, sanatla ona mahkum olmadığınız yerlerde karşılaşmanın nimetleri muhtemelen çok daha fazla. Bunu da, ehlileştirilmesi mümkün olmayan, kafese girmeyen, girerse yemden sudan kesilip ölen, bulduğunuz yerde durup, korkutmadan izlemeniz gereken yabani kuşlara benzetelim.

Ha, bu bir kargaysa ve de elinizdeki cevize göz dikmişse, taş atar kaçırırsınız, olur biter.

 

Orhan Cem Çetin, Temmuz 2014         

Bugün yapılacak işler

with 4 comments

Bugün benim doğum günüm

Bugün bir doğum günü armağanı oldurulacak

Kalıcı bir armağan

Erkenden kalkılacak

Kapı açılmayacak, telefonlara cevap verilmeyecek

Evdeki malzemeyle yetinilecek

Kendime hiç kızılmayacak, doğum günü çocuğu olduğum akılda tutulacak

Pasta şart

Şöyle, bulaşıcı bir pasta

Gün sonunda TV ekranını kaplamış olacak

Aralardan Cine-5 seyredilecek

Tüm çorapların burunları kesilecek

Şu burun öteki çorabın olsa nasıl dururdu diye bakılacak

Sonra hepsi çöpe atılacak

Çöp torbaları yetecek mi acaba diye düşünülecek

Sıra saçlara gelecek

Saçlar evin herhangi bir yerinde kırpık kırpık kesilecek

Aynaya bakılacak

Aynaya pasta sürülecek

Ayna çöpe atılacak

Makas da çöpe atılacak

Kafa da çöpe atılıyormuş gibi yapılıp çöpün içinde gülünecek

Yeni Nike ayakkabılar mikrodalga fırında kızartılıp koklanacak

Evdeki tüm kalemler biraraya getirilip bulaşık makinesine doldurulacak

Deterjan gözüne eriyen aspirin konulup kalemler yıkanacak

Sonra hepsi çöpe atılacak

Buzdolabındaki tüm kavanozlar çöpe boşaltılacak

Boş kavanozlardan ve şişelerden sokak kapısının dibinde kule yapılacak

Ocağa makarna suyu konulacak

Onun adı makarna suyu kalacak

Makarna suyundan neskafe yapılacak

Neskafenin yarısı içilip kalanı önce kafaya sonra çöpe dökülecek

Kafaya neskafa adı verilecek

Neskafaya pasta sürülecek

Ne kadar temizlik malzemesi varsa, diş macunu da dahil olmak üzere çöpe atılacak / dökülecek / boşaltılacak

Bakkala telefon edilip 15 – 20 milyonluk bir sipariş verilecek ama çırağa kapı açılmayacak, göz deliğinden bakılmayacak

Çöp salonun ortasına boşaltılacak

Çöpün üstüne oturulacak

Kıç sağa sola sallanarak iyice yerleşilecek

Pantolon çıkartılıp çöp yığınına atılacak

Elektrik süpürgesiyle çöp çekilebildiği kadar çekilecek, artık çekilemediği yerde bırakılacak ama makine çalışmaya devam edecek

Saç kurutma makinesi de çalıştırılıp elektrik süpürgesinin yanına konulacak arkadaş olarak

Ara sıra gelinip bu listeye bakılacak

Listeye pasta sürülecek

İçki içilebilir ama kesinlikle sarhoş olunmayacak

Bir miktar içki kafaya dökülecek

Çöpteki ayna bulunup bakılacak

Ayna tekrar yerine koyulacak

Ayakkabılar bulundukları yerlere beton çivisiyle veya japon tutkalıyla tutturulacak

Ayaktaki ayakkabı dahil

Kendi kendine yastık kavgası yapılacak

Kavga bittiğinde uzun süredir aranmamış bir arkadaşa telefon edilecek, ona Guatemala’nın uluslararası erişim kodu sorulacak.

En az yirmi kişiye daha telefon edilip aynı soru sorulacak

Radyoda canlı telefon bağlantısı olan bir istasyon bulunup aranacak, soru oraya da sorulacak

Sorunun yanıtı 118’den öğrenilecek

Pastayla duvara yazılacak

Telefon ve radyo çöpe atılacak

Kapının önündeki kavanoz kulesi yere devrilecek

Kavanozlar kırılırsa bugünün anısına kırıkların üstünde yürünecek

Kavanozlar kırılmazsa çekiçle kırılacak ve bugünün anısına kırıkların üstünde yürünecek

Yangın çıkartılacak

Telefon çöpten çıkartılıp itfaiye aranacak

İtfaiyeye yanlış adres verilecek

 (Bedava Gergedan’dan)

Written by Orhan Cem Çetin

28 Mart 2014 at 11:31

%d blogcu bunu beğendi: