postparalax

Orhan Cem Çetin, fotoğrafçı vs.

Archive for the ‘TutKeep’ Category

Sarı sabır otu // Saffron rose

leave a comment »

Sarı sabır otu. Adı buymuş.

Çiçekçilerde bulunmaz. O sana gelir.

Ama önce hastalanman, yataklara düşmen, kendini kaybetmen, karnında kocaman bir ameliyat yarası ve şiddetli ağrılarla uyanman gerekir.

Onu başucunda bulursun, uydurma bir vazonun içinde.

 

Saffron rose. That’s what it is called.

You don’t buy it. It comes to you.

But first, you have to be terribly, terribly ill and wake up one morning in a white room with partial memories of strong pain and masked folks bending over you.

There you will find the rose, at your bedside, in a make-shift vase.

Alıntı:
TutKeep / OCÇ / 2008

Written by Orhan Cem Çetin

25 Ağustos 2014 at 01:51

Gül yağı // Stinking oil of rose petals.

leave a comment »

Gül yağı.

Bunu hangi aklıevvel icat etmiş?

Ah bu koku bana ölümden başka neyi çağrıştırabilir ki?

ÖIümün parfümü. Son lüksüm.

 

 

Stinking oil of rose petals.

One good reason to be careful with this flimsy bottle.

Who the hell invented this perfume of the dead?

Why am I still keeping it so many years after the funeral?

 

Alıntı:
TutKeep / OCÇ / 2008

Written by Orhan Cem Çetin

17 Ağustos 2014 at 02:40

Tıpkı kitaplarda yazıldığı gibiymiş. // It was exactly like what is written in the books.

leave a comment »

Tıpkı kitaplarda yazıldığı gibiymiş. Geceleri dondurucu soğuk, gündüzleri cehennem sıcağı.

Ne işim vardı benim oralarda? Nefret ettiğim her şey oradaydı.

Vıcık vıcık ter, ağzıma burnuma dolan kum, kertenkeleler, nane çayı, saldırgan satıcılar.

Ama işte bu inanılmaz kum kristaline, sıcak ve soğuğun bu garip bebeğine bayılıyorum.

Tadına bakmalıyım bir gün.

 

It was exactly like what is written in the books. Shivering cold at night, hot as hell during the day.

If it wasn’t for that crazy chain of events Iwould have never set foot at that part of the world.

I hate lizards. I hate hot weather. I hate mint tea. I hate sand being blown into my face and into my mouth.

But I love this fascinating sand crystal, the baby of night  and day.

 

Alıntı:
TutKeep / OCÇ / 2008

Written by Orhan Cem Çetin

12 Ağustos 2014 at 01:11

Yalnızca bir kez // Just once

leave a comment »

Babam beni hayatta  yalnızca bir kez paylamıştır. O da telefonda.

Bir kasaba otelinde kalıyordum. Cok geç saatlerde aniden telefon çaldı. Beni nasıI bulabildiğine hayret etmiştim. Hiç sesimi çıkartmadan onu dinledim. Haklıydı.

Daha sonra kardeşimi aradım. Kırgındım.

Telefonu kapattığımda parmak uçlarım simsiyahtı.

 

My dear father has scolded me only once. Just once. And that was on the phone.

I was in a hotel room at a remote town. Late at night in deep thoughts. Restless. Finally I decided to call dad. He immediately picked up. He was harsh. I was silent.

I then called my sister.

When I… when it was over, my fingertips were all

oily

black.

Alıntı:
TutKeep / OCÇ / 2008

Written by Orhan Cem Çetin

09 Ağustos 2014 at 16:03

%d blogcu bunu beğendi: