postparalax

Orhan Cem Çetin, fotoğrafçı vs.

Archive for the ‘Yeni Çağ / The New Age’ Category

Gözde emniyette olmadığını düşünüyor // Gözde believes she is not safe

leave a comment »

Written by Orhan Cem Çetin

15 Eylül 2012 at 03:05

çektim i_shot, benim_sanat my_art, Yeni Çağ / The New Age kategorisinde yayınlandı

Tagged with , ,

İt dalaşı // Dogfight

with one comment

Written by Orhan Cem Çetin

15 Eylül 2012 at 02:45

çektim i_shot, benim_sanat my_art, Yeni Çağ / The New Age kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

“Park Halinde” Seul’de // “Parked Position” at Seul

with 2 comments

Yeni Çağ / Park Halinde (2011, 100×150 cm Lambda Print Diasec)
“Encounters: Turkish Contemporary Art in Korea” sergisinde.

TÜRKİYE’DEN ÇAĞDAŞ SANATIN SON DÖNEM ÖRNEKLERİ GÜNEY KORE’DE ULUSLARARASI SANATSEVERLERLE BULUŞUYOR

Türkiye’den çağdaş sanatın uluslararası platforma taşınması için çalışmalarını sürdüren Contemporary Istanbul önemli bir uluslararası sergiye imza atıyor. 6-26 Eylül 2012 tarihleri arasında düzenlenecek olan “Encounters: Turkish Contemporary Art in Korea  (Karşılaşmalar: Türk Çağdaş Sanatı Kore’de)” adlı sergide başarılı genç sanatçıların ve dünya çapında saygınlığa sahip Türk sanatçıların eserleri ilk defa geniş kapsamlı bir seçki ile Güney Kore’nin başkenti Seul’de yer alacak. Uzakdoğu’nun en güçlü kültür ve finans merkezlerinden biri olan Seul’de düzenlenecek serginin Türk çağdaş sanatının uluslararası ölçekteki değerini artıracak.

Güney Kore’nin başkenti Seul’de 5-26 Eylül 2012 tarihlerinde gerçekleşecek “Encounters: Turkish Contemporary Art in Korea (Karşılaşmalar: Türk Çağdaş Sanatı Kore’de)” sergisi Türkiye’den çağdaş sanatı Uzakdoğu’nun kültür ve finans merkezlerinden biri olan Seul’de tanıtmayı ve Kore’de Türkiye çağdaş sanat alanında pazar yaratmayı amaçlıyor. Sergide başarılı genç sanatçılar ile beraber bugünün sanatına yön vermiş 54 sanatçının yaklaşık 100 eseri yer alacak.

 Özellikle 1990 sonrasında üretilen sanat eserlerine yer verilecek sergi, Türkiye’de çağdaş sanatın somutlaşmaya başladığı, sanatçıların kendi dillerini yarattıkları, dünyada tanınmaya başladıkları ve Türkiye’de sanatın modernden çağdaşa geçtiği bir döneme ışık tutuyor. Son dönem üretilen işler ise bu dönemi, çatışmaları ve farklılıkları tüm zenginliğiyle yansıtmayı amaçlıyor.

 “Türkiye’den çağdaş sanatın değeri daha da artacak”

Contemporary İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli “Finans ve kültür alanlarında güçlü bir pazar haline gelen Güney Kore’de düzenleyeceğimiz bu sergi, Türk çağdaş sanatı ve sanatçıları için önemli bir platform oluşturacak. Encounters ile Türk çağdaş sanatının küresel çapta bilinirliğinin daha da artacağına, eserlerin yüksek satış değerlerine ulaşacağına inanıyorum” dedi.

 “Batıdaki en Doğulu ülke ile Doğudaki en Batılı ülkenin teması”

Serginin küratörü Hasan Bülent Kahraman sergiyle ilgili şunları söyledi: “Encounters sözcüğü hem 1950’lerden bugüne çok çeşitli düzeylerde devam eden Türkiye-Güney Kore buluşmasını ve etkileşimini anlatmakta, hem de kendi coğrafyasında sürekli olarak Doğu-Batı ikilemi yaşamış, kendi modernleşme sürecinde bütün parametrelerini Batıya göre ayarlamış Batıdaki en Doğulu ülkenin, şimdi Doğudaki en ‘Batılı’ ülkeyle olan temasını vurgulamaktadır. Serginin en önemli yanı Türk sanatının ‘çocukluk hastalıkları’ndan kurtulduğunu gösteren yapıtlardan oluşması.’

 Türkiye’den çağdaş sanatın sanatının güçlü isimleri de Kore’de

“Encounters: Turkish Contemporary Art in Korea” sergisinin bir diğer bölümü olan “Transitions: From Modern to Contemporary”de ise Türkiye’den çağdaş sanata yön veren çok güçlü isimlerin eserleri yer alacak. Dünyanın önemli müzelerinde koleksiyonlara kabul edilen, Türkiye sanat üretiminin dünyada yer edinmesini sağlayan ve günümüzdeki çağdaş sanatın oluşumuna katkıda bulunan Burhan Doğançay, Komet, Erol Akyavaş gibi sanatçıların yapıtları, serginin “Transitions” başlıklı bölümünde sanatseverlerle buluşacak.

 Kore’de sanat dolu bir ay: Gwangju Bienali, KIAF Sanat Fuarı ve

Seul Medya Sanatları Festivali

“Encounters: Turkish Contemporary Art in Korea” sergisi Kore’de uluslararası sanat etkinlikleriyle aynı dönemde gerçekleşecek. Dünyaca ünlü Gwangju Bienali bu yıl 7 Eylül – 11 Kasım tarihleri arasında “Roundtable” temasıyla sanatseverlerle buluşacak. “Encounters” ile aynı tarihlerde gerçekleşecek bir diğer etkinlik ise KIAF Uluslararası Sanat Fuarı.  13 – 17 Eylül tarihleri arasında Seul’de gerçekleşecek KIAF, dünya çapında binlerce sanatseveri Seul’da bir araya getirecek. Diğer bir etkinlik olan Uluslararası Medya Sanatları Bienali ise 11 Eylül – 4 Kasım 2012 tarihleri arasında gerçekleşecek.

Ara Square’deki sergide şu sanatçıların eserleri yer alacak:

Ardan Özmenoğlu, Aslımay Altay Göney, Arslan Sükan, Ayça Telgeren, Bahar Oganer, Bedri Baykam, Burçak Bingöl, Burcu Aksoy, Burcu Perçin, Burhan Doğançay, Can Kurucu, Can Ertaş, Cevdet Erek, Çınar Eslek, Deniz Üster, Ebru Uygun, Ekrem Yalçındağ, Elif Uras, Elif Boyner, Erol Akyavaş, Ferhat Özgür, Filiz Azak, Gökçe Erhan, Haluk Akakçe, Hüsamettin Koçan, Ilgın Seymen, İrem Tok, Jale Çelik, Kemal Seyhan, Kezban Arca Batıbeki, Komet, Maide Bulak, Murat Germen, Nazif Topçuoğlu, Nejat Satı, Nermin Er, Nezaket Ekici, Orhan Cem Çetin, Osman Dinç, Seçkin Pirim, Sevim Sancaktar, Seydi Murat Koç, Seza Paker, Sıtkı Kösemen, Sümer Sayın, Tuğberk Selçuk, Yaşam Şaşmazer, Yağız Özgen, Yeşim Akdeniz, Yıldız Şermet, Zeynep Kayan.

Contemporary İstanbul basın duyurusundan.

Written by Orhan Cem Çetin

06 Eylül 2012 at 12:46

Nedensiz // Out of no reason

with 2 comments

Written by Orhan Cem Çetin

27 Mart 2012 at 18:56

Geçen gün bir yere gittim.

with 5 comments

Written by Orhan Cem Çetin

30 Ocak 2012 at 22:51

çektim i_shot, Yeni Çağ / The New Age kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

“Osmanlı” Kadıköy’de.

leave a comment »

Osmanlı (Yeni Çağ serisinden), © Orhan Cem Çetin 2011, 100x150 cm diasec lambda baskı.

İkametgah Kadıköy – Bağımsız ve Birlikte

İkametgâh Kadıköy, Kadıköy’ün öncü sanat oluşumlarını ve Kadıköylü sanatçıları ortak bir platformda birleştirerek Anadolu Yakası’nda süregiden bağımsız çağdaş sanat üretimini ve kolektifliği gündeme getirmeyi amaçlıyor. Kadıköy’deki üretimi ve paylaşımı çıkış noktası alan etkinlik, merkezinde farklı karakterlerdeki mekânlarda ayrı perspektif çeşitliliği sunan sanatçılarla aynı projeyi estetik bir çizgide buluşturuyor. 25 Ocak’ta izleyicilerin deneyimine açılacak İkametgâh Kadıköy’ün yaratıcıları Anadolu Yakası’nın “yeni” ve “alternatif”in üzerinden bağımsız kültürel ve sanatsal çalışmaları destekleyen Asfalt, Hush Galeri, İstanbul Hatırası Fotoğraf Merkezi, KargART, Piha Kolektif Sanat ve Dunia alanlarıdır. Bu 6 sanat alanı sabit sınırları özgürleştirerek yeni bir sanat yolu inşa ediyor ve bu yol üzerinden Kadıköy kimliğini soyutlaştırarak İstanbul’un sanatsal doğasına alternatif bir bakış açısı geliştirmeyi, -“eksik parçaya köprü tutarak”- bağımsız çağdaş sanatla ilgili söylemi ve de sanatın tüm boyutlarını daha çok izleyiciyle buluşturmayı hedefliyor.

İkametgâh Kadıköy kolektif bilinci kavramsal bağımsızlık ilkesiyle inceliyor, “Bağımsız ve Birlikte” bir kurgu sunuyor. Bu bağlamda, Anadolu Yakası’nda yaşayan, üreten sanatçılar kavramsal ve biçimsel bir çerçevenin içine girmeden resim, video, illüstrasyon, fotoğraf, yerleştirme gibi farklı mecraları kullandıkları işlerini mekânlarda sergileyecekler ve çerçeve mekânlar üzerinden izleyicilerin deneyimleriyle yorumlanacak. Sergiler dışında çeşitli performanslar, konserler ve panellere de davetli olacak izleyiciler için güncel sanatın tarihsel devinimine tanık olunması adına da İkametgâh Kadıköy iyi bir fırsat yaratıyor.

25 Ocak-19 Şubat tarihleri arasında Anadolu Yakası’nda ilk defa gerçekleşecek kolektif sergi projesi Kadıköylü sanat oluşumlarının yeni projelerine de yön verecek. Etkinlik süresi boyunca ve ardından ortaya çıkacak kıpırtıların “an”larda bıraktıkları izler ve sesler doğrultusunda amaçlarını sürdürmek için araştırmalarına ve paylaşımlarına devam edecekler.

İkametgâh Kadıköy projesiyle sanatseverler Anadolu Yakası’nın, fikirlerin sanatsal pratiğe dönüştüğü bir merkez olma durumunun ve sanatın her yakanın katmanlarına uzandığının canlı kanıtları olacaklar. Sanatın bağımsızlığını ve evrenselliğini savunan Asfalt, Hush Galeri, İstanbul Hatırası Fotoğraf Merkezi, KargART, Piha Kolektif Sanat izleyicileri iddialarının yaşayan, yürüyen, dokunan, değiştiren ve büyüten parçalarına dönüşmeye davet ediyor.

SERGİ KATILIMCILARI

ASFALT
Rafet Aslan, Cins, Orhan Cem Çetin, Sadi Güran, Hüma İnceören, Ahmet Doğu İpek, Funda Karadağ, Şerif Karasu,Mustafa Karasu, Melike Kılıç, Bahar Kocaman, Başak Mangör, Güneş Oktay, Sümer Sayın, Nilhan Sesalan, Kemal Tufan, Ada Tuncer.

HUSH GALLERY
Ahmet Can Mocan, Ali Çetin, Ayşecan Kurtay, Barasinga, Baysan Yüksel, Billur Melis Koç, Çağdaş Şahin, Çetin Keçeci, Dicle Erver, Eda Gecikmez, Funda Gürel, Hikmet Tanur, Iwan Onur Gülecek, Kıvılcım Harika Seydim, Levent Kopuz, Mehmet Selçuk Bilge, Melisa King, Merve Akyel, Muhittin Eren Sulamacı, Muninn, Okan Dirim, Onur Çiftçi, Özge Şenoğul, Reyhan Özdilek, Serap Gecü, Serkan Çalışkan, Serkan Türk, Sibel Kocakaya, Simin Yıldız, Süyümbike Güvenç, Tuğçe Şenoğul, Yaşar K. Canpolat, Zeynep Aktaş

İSTANBUL HATIRASI FOTOĞRAF MERKEZİ
Engin Güneysu, Dağhan İş

KargART
Gaye Su Akyol, Özgül Arslan, Gökçe Birtan, Doğu Çankaya, Peri Demirbaş, Ercan Elmacı, Kardelen Fincancı, Ceyda Ildıroğlu, İnsel İnal, Ece Kalabak, Defter Kazıyıcıları Kooperatifi, Erdal Kuruzu, Hülya Küpçüoğlu, Babek Sobhi, Merve Şendil, Burak Şentürk, Ayça Telgeren, Ercüment Usluer, Simge Zilif.
*KargART’taki sergileme 15 Şubat 2012 tarihine kadar gerçekleşecektir.

PİHA KOLLEKTİF SANAT
Nazan Azeri, Şahin Başar, Erim Bikkul, Didem Dayı, Taşkın Esin, Mürteza Fidan, Gaye İnal, Kurucu Koçanoğlu, Ekin Onat, Mehmet Öğüt, Arzu Parten, Hilal Polat, Çağrı Saray, Hande Şekerciler, Füruzhan Şimşek, Yavuz Pelin Turgut, Ercan Vural, Arda Yalkın.

Ayrıntılı Etkinlik Programları ve İletişim İçin:
ikametgahkadikoy.org
ikametgahkadikoy.blogspot.com
ikametgahkadikoy@gmail.com

Fırat Arapoğlu: Bireysel/Toplumsal Yeni Bir Çağ Üzerine Okumalar: Orhan Cem Çetin’in Son Fotoğraf Serisi “Yeni Çağ” Üzerine

leave a comment »

Sergi sonunda açıldı. Yaptıklarıma ilgi göstererek bana hayat katan herkese çok teşekkür ederim. Sevgili Fırat Arapoğlu, Yeni Çağ serisi hakkında bir sunuş metni kaleme aldı. Aşağıda bulabilirsiniz.

Please scroll down to find an introductory text about my new series New Age, (on show till 7th Jan at Sanatorium Gallery) kindly written by Fırat Arapoğlu.

Bireysel/Toplumsal Yeni Bir Çağ Üzerine Okumalar: Orhan Cem Çetin’in Son Fotoğraf Serisi “Yeni Çağ” Üzerine

Fırat Arapoğlu

Orhan Cem Çetin’in Tarihi Haydarpaşı Garı’nda geçen yılın 28 Kasım’ında saat 15:00’te çıkan yangın ertesi çektiği fotoğraf, nesnel gerçekliğe dair bir “belge” niteliğini taşıması noktasında önemli bir konumu temsil etmekte. Zira bilindiği gibi toplumsal bellek aktarımında fotoğraf çok daha etkili ve bir “katharsis” etkisi yaratma niteliği de buna olanak sağlamakta. Orhan Cem Çetin’in o duyarlı kalemiyle anımsattığı gibi bu yangın ve yaratıcıları unutulmayacaktır ve bunu sağlayan da bizatihi fotoğrafın kendisi olacaktır.

Sanatçı son serisi “Yeni Çağ”da, daha önceki yönelimlerinin aksine, üzerinde hiçbir manipülasyonda bulunmadığı çekimlerini sergilemekte. Bu spontane çekimler, Roland Barthes’ın fotoğrafta sonsuza dek kopyalanan şeyin, yalnızca bir kere olduğunu tespit etmesine referans verirken, Orhan Cem Çetin’in “Bedava Gergedan” kitabında bir yerde belirttiği gibi “Kaynak belirtilerek dahi tekrarlanması mümkün değildir” hatırlatmasını akıllara getirir.

Türkiye [Cumhuriyeti], bugünde gayet rahatlıkla tespit edilebildiği gibi, liberalizm ve devletçilik; Doğu ve Batı ikilemleri ekseninde ortaya çıkan bir dönüşüm yaşamaktadır. Ne var ki, yukarıda bahsettiğim şekilde bir “belge” sunumunun – bu belgeye “tarihi” belge özelliği yapıştırılmamalı, “estetik” bir buluta sarılı bir epistemolojiden bahsetmekteyim – bu coğrafyada gözlemlenen ikilemlerin her iki tarafını da göstermesi gerekmektedir. İşte bu noktada örneğin Orhan Cem Çetin’in bir fotoğrafında deforme bir duvarın üzerinde Osmanlı Arması görülebilir, böylece [kültür] ele alınırken, sınıfsal katmanlar sezilebilmektedir.

Bu oximoronik sunumların varlığı bu serinin diğer işlerinde de netlikle görülmektedir; Karaköy sokaklarında alt katında, batı kültürüne ait kitsch hediyelik eşyaların satıldığı bir dükkanın üst katlarının virane görüntüsü, Atatürk Kültür Merkezi içerisindeki salonda tespit edilebilecek eski/yeni dönüşümleri, sadece basit bir “zamansal” çizgiyi değil, kentsel dönüşüm, popülist politika değişimleri gibi birçok noktaya dair açık yapıt okumalarına uzanmaktadır. Bu da sanatçının bu serisindeki fotoğraflarda rastladığımız bir noktaya götürebilir bizi: Fotoğraflardaki simgelerle, simgelerin işaret ettikleri farklılaşabilmektedir. Yanmış bir minibüsün bir modern kent silueti önündeki görüntüsü sentagmatik değil de, Çetin’in fotoğraflarındaki – hem de spontane çekimler olmasına rağmen – paradigmatik dönüşümleri işaret edebilmektedir.

Orhan Cem Çetin’in bu son serisinde fotoğraflar için şu tespit rahatlıkla yapılabilir: Bu fotoğraflar toplumun her gün yaşadığı, bireylerin simgeleriyle her an karşılaştıkları, yaşamlarının çeşitli cephelerinde aşina oldukları bir durumu göstermektedir. Bunun fotoğraflardaki yansıması, sanat tarihinde bir olgu/nesnenin varolduğu bağlamdan soyutlanarak “estetik” bir bağlam içerisinde – burada, fotoğrafta – dondurulmasıdır. Bu tip bir Brechtien “yabancılaşma” efekti – ki fotoğraflarda hiçbir manipülasyon olmadığı düşünüldüğünde – Türkiye toplumu içindeki “mizahın” daimi varlığını bize düşündürmektedir. Rasyonel sınırlar içerisinde koşulların varolmadığı bir durumda anında üretilen yeni bir işlevsellik üretmek – Lévi-Strauss’un “bricolage” kavramı düşünüldüğünde -, ekonomik ya da verili bir sistemden hareket etmeden, günlük yaşam pratikleri içerisinde sunulan çözümleri temsil etmektedir. İşte Halfeti’de tarihi bir duvarın boşluğu içerisinde sığdırılan sandalyelerin görüntüleri bu çözümleme ışığında okunabilir kanaatindeyim.

Cem’in – müsaadenizle burada biraz samimiyetimizi vurgulamak isterim – üretimlerinde sürekli gözlemlediğim noktalardan birisi manipüle edilmiş olsun ya da olmasın temsilini sunduğu olguya dair bir düşünceyi tepeden dayatmaması. İşte onu minimal, ama maksimum oranda ironinin ele alındığı bir yapıya ulaştıran, devrimci bir duruştur bu. Bu son “Yeni Çağ” serisinde gözlemlenen kültürel çoğulculuk ve imgeler arasındaki gerilim kanımca demokrasinin yeşereceği dinamizmi simgelemekte. Ahmet İnsel’in anımsattığı gibi “çatışma”, toplumun çoğulluğunun korunmasının ve toplumun ufkunun açık kalmasının önkoşulu. Eğer bu “ufuk” olmazsa, o zaman önlerinde uzanan eşsiz ve engin manzarada yere bakan insanları görmekteyiz veya sahneyi çeken cihazı çeken bir cihaz gibi “ironinin ironisine” uzanmaktayız. Öte yandan son olarak sanatçının sadece coğrafya üzerinden değil, biyoloji ve beden politikalarını da – post-modernizm bu kısmın “biyolojik” yanını genelde es geçer – içermesi ve bu bağlamda, ameliyat görüntüleri üzerinden kodlayarak, tıbbı “bedenin hack’lenmesi” olarak görmesi, bana tarihin yeniden inşası konusunu hatırlatmakta. Tarihi yeniden yapmak mümkün değildir elbet, eğer tarih bir “hikaye” değilse!

Tüm bunların ışığında Çetin’in bu son serisini alkışlamaya hazır olmalıyız: Nedeni gayet açık, Orhan Cem Çetin bu seride bizleri çekiyor, alkışladığımız aslında biziz. Öte yandan onun şahit olduğu bu sahneleri yalnızca o yargılayabilir, çünkü bizatihi o “an” içerisinde kendisi var. Ne var ki; bu serginin varoluş amacı gibi, şunu da unutmamalı: Sanatçının kendisi bu durum hakkında yargı yürütebilecek en son kişi!

Readings Concerning an Individual/Social New Age: On Orhan Cem Çetin’s Last Photography Series “New Age”

Fırat Arapoğlu

The photograph taken by Orhan Cem Çetin following the fire at the Historical Haydarpaşa Train Station on 28 November 2010 which broke out at 03:00 pm presents an important position in the sense of having the characteristic of a “document” concerning objective reality. Yet, as known, photography is much more influential in terms of social memory transmission and its characteristic of creating a “catharsis” enables this. As Orhan Cem Çetin reminds with his sensitive pen, this fire and its creators will not be forgotten and this will be assured by the photograph per se.

In his last series “New Age”, the artist exhibits his photo shoots which he did not subject to manipulation in contrast to his earlier tendencies. As these candid shots give reference to Roland Barthes’s statement that what is endlessly copied in photography has in fact happened only once, they bring to mind the reminder phrase “It is not possible to repeat even by indicating the source” as Orhan Cem Çetin has stated somewhere in his book “Bedava Gergedan” (“Rhino for Free”).

[The Republic of] Turkey, as it can be identified quite easily, experiences a transformation emerging in the axis of the dilemmas concerning liberalism and etatism as well as East and West. However, a “document” presentation as I have mentioned above – a “historical” characteristic should not be adhered to this document; I refer to an epistemology surrounded by an “aesthetic” cloud – shall display both sides of the dilemmas observed in this geography. At this point, an Ottoman coat of arms might be seen on a deformed wall in one of Orhan Cem Çetin’s photographs, thus the social strata can be perceived while dealing with culture.

The existence of these oxymoronic presentations are also clearly revealed in the other works of this series: the desolated image of a shop in the streets of Karaköy where kitsch souvenirs belonging to Western culture are sold in its ground floor as well as the old/new transformations to be located inside the foyer of the Atatürk Cultural Centre do not only indicate a “temporal” line but also extend to open work readings concerning many points such as urban transformation and populist policy changes. This might lead us to a subject to come upon in the photographs of this series: the symbols in the photographs and what they indicate might differ. The image of a burnt minibus in front of a modern city silhouette might indicate paradigmatic transformations in Çetin’s photographs – although they are candid shots – instead of syntagmatic transformations.

The following statement can be easily made concerning the photographs of Orhan Cem Çetin’s last series: these photographs display a situation experienced by the society every day where individuals come upon its symbols at any moment and which they are familiar with in every aspect of their lives. Its reflection on the photographs is the freezing of a phenomenon/object within an “aesthetic” context – here within the photograph – isolated from its existing context in art history. This sort of Brechtien “alienation” effect – considering that there are no manipulations in the photographs – makes us reflect on the permanent existence of “humour” within the society. Producing a new functionality produced immediately in a circumstance where there are no conditions existing within rational borders – when considering Lévi Strauss’s notion of “bricolage” – represents solutions offered within daily life practices without starting off from an economic or a given system. Thus, in my opinion, the image of chairs tucked inside a historical wall cavity in Halfeti can be read in the light of this analysis.

One of the points I am constantly observing in Cem’s works – if you will excuse me I would like to emphasize our closeness here – is that he does not impose an idea from above concerning the phenomenon of which representation he presents, be it manipulated or not. And this is a revolutionary stance conveying him to a minimal structure which, however, deals with irony at a maximum level. In my opinion, the cultural pluralism and tension between the images observed in this “New Age” series symbolizes the dynamism in which democracy will flourish. As Ahmet İnsel reminds us, “conflict” is the precondition for protecting the pluralism of the society and keeping its horizon open. If this “horizon” does not exist, we see people looking at the ground in a unique and vast scenery stretching out in front of them or reach toward the “irony of irony” like a device shooting the device shooting the scene. On the other hand, finally, that the artist does not only include geography but also policies of biology and body – postmodernism generally skips the “biological” side of this part – and, in this context, regards medicine as “hacking the body” by codifying them via surgery images, reminds me of the reconstruction of history. Certainly, it is not possible to remake history, if history is not a “story”!

In the light of all this, we shall be prepared to applaud Çetin’s last series. The reason is quite clear: in this series Orhan Cem Çetin shoots us; it is us that we applaud. On the other hand, only he can judge the scenes that he has witnessed for it is actually him who is inside that “moment” in person. However, just as the aim of this exhibition’s existence, one should also not forget this: The artist himself is the last person who can make a judgement on this matter!

 Translated by Güher Gürmen

Written by Orhan Cem Çetin

09 Aralık 2011 at 11:42

%d blogcu bunu beğendi: