postparalax

Orhan Cem Çetin, fotoğrafçı vs.

Posts Tagged ‘Ara Güler

Selfie Selfie Güzel Selfie

leave a comment »

Bilinen en eski sanat eserinin bir “selfie” olduğunu söylemek yanlış olmaz. O günlerden bu güne insan elinden çıkan istisnasız her şeyde onu var eden insandan bir iz olduğunu söylemek de mümkün.

Ara Güler, bir röportajında en ünlü fotoğrafı olan “Allah ve kadınlar” işini eline alıp yüzünün önüne tutarak, “İşte ben,” diyordu. “Yüzümü ne yapacaksınız, beni bununla hatırlayın, ben buyum,” der gibiydi usta.

“İşte ben,” diyerek gölgesinin fotoğrafını sunanlar da çok. Lee Friedlander, Nuri Bilge Ceylan, Aramis Kalay ve başkaları. Bu da oldukça anarşist bir tavır, öyle değil mi? Işık ile kompozisyonun arasına girmek, çalışmana gölge düşürmek.

Eskiden, yeni başlayanlara “Mutlaka güneşi arkana al,” denirdi. Yani, çektiğin her neyse, ki muhtemelen bir başka insandır, böylece bol ışık alsın. Gölge tarafından çekme. Ancak, güneşi arkana alınca, hele sabah erken ya da akşamüstü saatleri ise, gölge uzar ve fotoğrafa girerdi. Yabancılaştırıcı bir etkisi olan bu gölgeye bir beceriksizlik, acemilik gözüyle bakılır, “enayi gölgesi” adı verilirdi. Başka bir deyişle, çekilen fotoğraflarda fotoğrafçının kendisini göstermesi, hatta sadece hissettirmesi bile makbul karşılanmıyordu.

Neden acaba? Bu kadar bireysel bir eylem sırasında neden kendimizi dışarıda bırakmamız bekleniyordu? Herhalde “edep” ile ilgili. Tıpkı kendinden fazla söz etmenin hoş karşılanmaması gibi.

Yıllar geçti ve şimdi, inadına özçekim! Sokaklarda özellikle turistler telefonlarını bir çubuğun ucunda taşıyorlar. Birisi o an arasa, telefonu kulağına denk getirmeye çalışırken yanındakinin gözünü çıkartma pahasına. Fotoğraf upuzun saplı, gerçek bir sihirli aynaya dönüştü. Her köşede telefonunu havaya uzatmış, kendisiyle flört eden, dudaklarını büzen birisi. Satın aldığım son telefonun ön kamerası, pardon selfie kamerası, arkadaki “asıl” kamera ile aynı çözünürlükte. Yakında asıl kamera öndeki olacak herhalde. Bu kamerayla çekilen fotoğraflar da otomatik olarak ayrı bir klasörde toplanıyor, fotoğraf galerisi açıldığında ilk o klasör açılıyor, “selfielerim” jeneriği ile.

Ne değişti?

Eskiden fotoğraf çekebilmek için bir mentorunuz olması gerekiyordu. Size birisinin bu işin raconlarını anlatması gerekiyordu ve yazılı olmayan kurallar belki de böylelikle aktarılıyordu. Oysa bugün mobil cihazlar amatör fotoğraf makinelerinin yerini aldıktan sonra, mentor da ortadan kalktı. Kullanım kılavuzlarından da fazla bir şey beklemeyin. Endüstri her zaman insanların zaaflarını körüklemiş, sonuna kadar suistimal etmiştir. Bu durumda, herkes birbirinin mentoru, rol modeli.

Gerçi, mağara duvarlarına el izleri bırakan insanlara bir başkası yaklaşıp homurdanmamıştır herhalde, “Hiç olmadı, kendi elini değil bir başkasının yüzünü yapıştıracaktın oraya,” manasında.

Zaaf dedik. İz bırakmayı seviyoruz. Buna ihtiyaç duyuyoruz. Yıllar önce Irak’a insan kalkan olarak giden fotoğrafçı arkadaşlarımız, döndüklerinde savaşın eşiğindeki Bağdatlıların, tahminlerin aksine, fotoğraflarının çekilmesini ısrarla talep ettiklerini anlatmışlardı. O kadar ki, yanlarında götürdükleri film miktarı sınırlı olduğundan kimi zaman çekiyormuş gibi yapmak zorunda kalmışlardı. Takip eden günlerde hayatta kalacağından emin olmayan insanların bir yabancının çektiği fotoğraflarda da olsa, cılız da olsa, kendisi o fotoğrafı asla göremeyecek ve sahip olamayacak da olsa, herhangi bir iz bırakma çabasıydı bu.

Bir fotoğrafta görünme isteği çocuklarda da oldum olası güçlüdür. Belki hızla değiştiklerinden, belki henüz hayatın acemisi olduklarından ve işgal ettikleri daha doğrusu kendilerine biçilen kimliği iyice anlamak, bir performans değerlendirmesi yapmak istediklerinden.

Bu çaba tabii ki yıllar geçtikçe karmaşıklaşan gündem ile birlikte zihnimizde arkalara atılsa da, hiç bitmez. Kim olduğumuzu her zaman merak eder, her fırsatta, asansör aynalarıyla, yeni tanıştığımız insanlarda yarattığımız ve delice merak ettiğimiz izlenimle, tezgahtarların bize yakıştırdığı kıyafetlerle bile sağlamasını yaparız.

Galiba çoğu kez de düşkırıklığı yaşarız. Tıpkı filmi çekilen romanlar gibi. Otoportre ise kendi uyarlamamızı çekme fırsatını, hem de memnuniyet garantisi ile veriyor bize.

Sanatçılar bunun çoktan farkındaydılar. Sanatçının anlatacak hiçbir şeyi kalmasa bile en azından kendisi vardır ve bazı sanatçılar zaten sadece kendilerinden söz etmiş, bazı fotoğrafçılar ömür boyu sadece kendilerini görüntülemişlerdir.

Nitekim kendinden söz etme hakkı, edepsizlik muafiyeti, önemli bir ayrıcalık olarak sadece sanatçılara verilir. Zira sanatçılar, bizim yerimize, bizmişiz gibi kendilerinden bahsederler. Kendilerinden söz eder, kimi zaman da kendilerinden söz ediyormuş gibi yaparken, aslında bizden söz eder, bizim sözcümüz olurlar. Yoksa niye “ben” diye başlayan şarkılar hit olsun, klasikleşsin? Bağıra çağıra kendisinden ve sevgilisiyle yaşadığı sorunlardan ya da hadi neyse, kusursuz aşklarından bahseden şarkıcılar baştacı edilsin, hikayeleri müzik videoları halinde her yerde karşımıza çıksın?

Fotoğrafta da, cep telefonları ile başladığı düşünülse de, gerçekte hatırı sayılır bir selfie geleneği var. Yukarıda saydığım gölgecilere ek olarak tabii ki fotoğraflarında binbir kılığa, binbir kimliğe giren Cindy Sherman’dan, kısa ömründe en çok kendisi ile uğraşan Francesca Woodman’ın dokunaklı karelerinden, bir türlü kim olduğuna karar veremeyen Yasumasa Morimura’dan ve hatta Man Ray’den, son yıllarda Picasso, Andy Warhol, Salvador Dali gibi ünlü sanatçıların kimliğine girdiği işlerine sık sık bir yenisini ekleyen Genco Gülan’dan  söz etmeliyiz.

Bir sanatçının selfie ya da Türkçesiyle özçekim yapması elbette birçok bakımdan daha farklı. Oyuncular, mutlaka biraz narsist, biraz teşhirci olmak zorundadır. Bunu ben kendilerinden duydum. Mahçup birisinin sahnede ne işi olabilir? Tragedyalar döneminin maskeli oyuncuları hariç tabii. Holywood’un kanun kaçağı palyaço klişesinde olduğu gibi, kimliğinizi gizleyebildiğiniz sürece orta yerde olmak belki de en iyi saklanma stratejisidir.

Örneğin benim gibi müzmin Cindy Sherman hayranları onun çehresini, fotoğraflardaki hallerini, oturmasını, kalkmasını, farklı saç modellerini, kısacası onu ezbere biliriz. Peki onun kim olduğu hakkında gerçek bir fikrimiz var mı? Acaba onunla tatile çıkmak nasıldır? Cimri midir, cömert midir? Uykusunda kötü rüyalar görür ve uyandığında nemrut mu olur? Mizacı nasıldır? Kolay öfkelenir mi? Şakacı mıdır? Gerçekten de güzel midir? Vücudunda sevmediği, dolayısıyla fotoğraflarında gizlediği bir yeri var mıdır?

Şimdi bu ve benzeri soruları sadece fotoğraflarda gördüğümüz insanların tümü için soralım. İster özçekim olsun ister başkasından rica edilmiş olsun, öznenin kontrolu altında çekilmiş olan tüm portrelerin aslında onun kendisine dair tahayyülünü ortaya koyma niyetiyle üretilmiş olduğunu görürüz.

Kısacası, her insan için kendisi ömür boyu süren bir sahne performansının yıldızıdır ve kulis aslında bambaşkadır. Sahnede akan oyun çoğu zaman yanıltıcıdır. Ama oynanan oyunun inandırıcı olabilmesi için, oyuncunun içine girdiği kimliğe önce kendisinin inanması gerekir. (Bakın bunu da oyunculardan öğrendim.) Bu yüzden kimse kuliste fotoğraf çekilsin istemez ve hayat karşıdan, sopanın ucundan nasıl göründüğüne bakılarak kurgulanır.

İyi görünmekte de yarar var, zira selfie sopası da olsa, sopa sopadır ve bakarsınız bir gün sırtınıza iniverir.

 

Orhan Cem Çetin, Ekim 2015

Bu yazı, FotoAtlas Kış 2015 sayısından derginin izni ile alınmıştır. 

 

 

 

 

 

 

 

 

Reklamlar

Onsekiz Fotoğrafçıdan Tek Bir Poz

with 2 comments

Koço Çevrimiçi  Koço Online / Orhan Cem Çetin 2012 / 100×100 cm c-print, diasec

ALİ’NİN KOÇO’SU MİLLİ REASÜRANS SANAT GALERİSİ’NDE

Onsekiz Fotoğrafçıdan Tek Bir Poz

Burcu Aksoy, Can Altay, Ani Çelik Arevyan, Arif Aşçı, Banu Cennetoğlu, Orhan Cem Çetin, Zekai Demir, Hasan Deniz, Ahmet Elhan, Cemal Emden, Murat Germen, Ara Güler, Sıtkı Kösemen, Nevzat Sayın, Ahmet Sel, Serkan Taycan, Nazif Topçuoğlu, Özcan Yurdalan gibi isimlerin bir araya gelerek Ali Arif Ersen’e destek olmak amacıyla Koço’dan tek poz çektiler. Küratörlüğünü Serhan Ada’nın yaptığı sergi 7 Haziran 2012 Milli Reasürans Sanat Galerisi’nde izleyicilerle buluşacak.

Son sekiz yıldır locked in sendromuyla yatağa bağlı yaşayan fotoğrafçı Ali Arif Ersen dünyayla iletişimi gözleriyle kuruyor. Annesine, dostlarına, çevresindekilere sol gözünü kırparak “evet, peki” diyor. Sağ gözünün üzerinde bir gözlüğe iliştirilen lazer kalemini alfabe üzerinde gezdirerek kelimeler yapıyor, anlık isteklerini aktarıyor, zor sorular soruyor, eskilere dair anılarını paylaşıyor. Ersen, bir yandan müzik dinlemeye, kitap dinlemeye devam ediyor. Dünyada olup bitenle ilişkisini gevşetmiyor. Arada atıverdiği kısa kahkahalar bunun en güzel işareti.

Bu projede Ali’ye yarın objektifi eline alsa neyi çekerdi sorusu soruldu. Kendisi hiç tereddüt etmeden

“K-O-Ç-O” harflerini göz ucuyla yazdı. Üzerine uzun boylu yorum yapmadan… projeye katılacak sanatçı arkadaşlarını fotoğraf çekmeye değil, muhabbete, birlikte yiyip içip söyleşmeye davet eder gibi. Başka hiçbir kısıtlama, koşul yoktu. Projenin adı daha o anda kendiliğinden konuldu: “Ali’nin Koço’su”.

Ali’nin önerdiği pozu, davet ettiği Koço’yu çekmek üzere konuşulan, yazışılan tüm fotoğrafçılar pek az istisnayla bu işe gönüllü olarak katılmaya hemen evet dediler. Bundan sonra işin nasıl ilerleyeceği, takvim gibi pratik konulara sıra geldi. Arada zaman ayırabilenler Koço’da bir akşam bir araya gelip projeyi konuştular.

Bu sergi, onsekiz fotoğrafçının bir fotoğrafçı arkadaşlarının davetine birer pozla katıldıkları gönüllü ve kolektif bir paylaşım sürecinin sonucu. Türkiye’de fotoğrafın önemli onsekiz adının işlerinin toplandığı sergi aynı temaya farklı yaklaşımları sunarken bir yandan bir sanatsal ifade biçimi olarak ulaştığı üslup ve teknik çeşitliliğini aynı mekânda yanyana  görerek hatırlamamıza katkıda bulunuyor.

Bir sanatçının davetine ellerinde işleriyle katılan onsekiz fotoğrafçının sergisi “Ali’nin Koço’su” 7 Haziran’da Milli Reasürans Sanat Galerisi’nde açılacak ve tüm yaz boyunca açık kalacak. Sergiden elden edilen gelir tümüyle Ali Arif Ersen’e aktarılacak.

Maçka Cd. 35 Teşvikiye-Şişli 34367 İstanbul
Tel: (212) 230 19 76 Santral: (212) 231 47 30 Fax: (212) 219 62 58
http://www.millireasuranssanatgalerisi.com
 
%d blogcu bunu beğendi: