postparalax

Orhan Cem Çetin, fotoğrafçı vs.

Dijitale Yasak Geldi Sonunda

leave a comment »

Geçenlerde İçişleri Bakanlığı’nın “ilgili birimlere” yolladığı bir talimat bana kadar ulaştı. Bu talimat, doğrudan doğruya fotoğrafçılıkla, fotoğrafın ülkemizdeki en yaygın kullanımı ile ilgili. Yani, vesikalık fotoğrafla.

Diyor ki resmi yazı özetle: “Bilgisayar ortamında üretilmiş vesikalık fotoğrafların, öncelikle dönüştürülme kolaylığı, daha sonra da dayanıksızlığı nedeni ile resmi evrakta kullanımı yasaklanmıştır!”

Nasıl güzel mi? Ne kadar kaçmaya çalışsak, dönüp dolaşıp aynı konuya geliyoruz; yani dijital fotoğrafın etiği, dürüstlüğü, klasik yöntemlerden gerçekten farklı olup olmadığı. Bakanlığın ne demek istediği çok açık. Dijital fotoğraf sahteciliğe kapı açıyor. Oysa kimyasal fotoğraf öyle mi ya? Hayatta yalan söylemez, granit gibi sağlamdır, değişmez, dönüştürülemez, rötuş tutmaz, eskimez, onbinlerce yıl bozulmadan durur, sen değişsen bile suretin apaynı kalır, oradan gencecik dilini çıkarır senin pörsümüş, buruşuk, maymun suratına. Olsun, sen yine de kimliğine yapıştırabilirsin onu, “Bak neydim, ne oldum,” diye. Nasıl olsa yüzüne bakan yok. Yetkililer senin suratınla değil suretinle, vesikalığının dijital mi kimyasal mı olduğuyla ilgileniyorlar.

Dijital ise, “Neyim fakat ne olmak istiyorum,” diyor anlaşılan. Daha bu sabah gördüm, Bağdat Caddesi’nin en köklü fotoğraf stüdyolarından birinin önüne koca bir ilan asmışlar: “Dijital Estetik Merkezi! Yüz gerdirme, şaşılık giderme, burun kaldırma, saç ekimi, kaş sökümü, epilasyon, lipo-suction, göğüs optimizasyonu, boy uzatma / kısaltma vs. vs.” Bazılarını uydurmuş olabilirim ama ne farkeder, onların unutkanlığına verin. Oldu olacak fotoğraf da hiç çekilmesin, çekmecede bekleyen her yaştan, her ırktan, her cinsiyetten hazır dünya güzeli fotoğraflarından birini seçip alalım. Fotoğrafçı nasıl olsa boş vakitlerinde yenilerini üretir, çekmeceyi yeniden doldurur. Ya da polislerin tanıklarla birlikte ürettiği robot resimler gibi, bilgisayarın yanıbaşına oturalım, fotoğrafçı bize seçenekleri göstersin, biz de “Saçım şu olsun, burnum böyle olsun, gözlerimin biri mavi biri yeşil olsun, çabuk olsun, güzel olsun, ucuz olsun, bir tek adım aynı kalsın,” diyerek hayalimizdeki kendimizi oracıkta yaptıralım.

Peki, sayın bakanım, şuna hakkımız yok mu? Ben diyelim ki, gittim bu dijital estetik merkezine ve kendimi baştan yarattım. Ortaya çıkan yeni ben hoşuma da gitti; elimde sanal vesikalığımla bir plastik cerrahın yolunu tuttum. Gösterdim vesikalığı ve dedim ki, “Buyurun doktor bey, taslağımız bu. Şimdi bunun aynısını benim suratıma, üstüme başıma yapıverin lütfen.” O da, özene bezene aynısını yaptı. E? Vesikalık da sanal olmaktan çıkıp banal, yani gerçekten bana ait olmadı mı? Sahtecilik bunun neresinde?

Tersi daha kötü, daha riskli değil mi? Yani benim için kötü ve riskli demek istiyorum. Baştan cerraha gitsem, anlatsam şöyle olacak böyle olacak diye, o da beni uyutup ne anladıysa artık yalan yanlış yapsa, ben de ayılıp iş işten geçtikten sonra aynaya bakıp bir daha bayılsam daha mı iyi olur sayın bakanım? Bu yap-boz oyunu değil ki.

Gerçi, işi o hale getirenler de yok değil. Misal, Levent Kırca. Hadi o makyajla yapıyor. Ya bazı ünlü ses sanatçılarımıza ne demeli? Sayın yetkililere buradan sormak istiyorum. Bu hanımların vesikalık fotoğrafları geçerli midir? Bırakınız fotoğrafları, suratları, çehreleri geçerli midir? Caiz midir? Bu çehrenin vesikalığı çekilse, dijital olsa ne yazar, klasik olsa ne yazar, çehre sanal olduktan sonra.

orlan
orlan

Şimdi size Türkiye’de de az buçuk tanınan dünyaca ünlü Fransız çağdaş sanatçı Orlan Hanım’dan söz etmek istiyorum biraz, denk düştü de. Efendim, bizim ses sanatçıları da plastik cerrahi konusunda fena değiller ama, sanırım dünyada hiç kimse zırt pırt çehresini değiştirme konusunda bu Orlan Hanım’ın eline su dökemez. Yanda kendisinin güncel vesikalığını görüyorsunuz:

Güncel dediysem, şu dakikadan söz ediyorum. Yani, ben bu satırları yazarken. Ama siz bu satırları okurken Orlan Hanım’ın yüzü nasıl bir yeni şekil almıştır, orasını bilemem. İsterseniz www.orlan.net adresine göz atıp, son durumu kontrol edin. Uslubumdan Orlan Hanım’ı hafiften tiye aldığımı sanmayın. İlk haberdar olduğumdan bu yana kendisine büyük bir saygı besliyorum. İstanbul’da Bienal sergilerinden birinde de bir videosunu izleme şansımız olmuştu Aya İrini müzesinde. Bu videoda Orlan Hanım’a canlı canlı cerrahi müdahale yapılıyor, Romalı asilzadeler gibi giyinmiş bir takım uzman cerrahlar bir yandan soğutulmuş seçmece üzümleri ve kaliteli şarapları mideye indirirken, bir yandan da Orlan Hanım’ın yüzüne yeni yeni şekiller veriyorlardı. Sanırım alnındaki şu çıkıntıları henüz taktırmamıştı. Belki de yeniden söktürmüştür, kim bilir? Şimdi efendim, bu Orlan Hanım, kendi bedenini sanatının malzemesi olarak bir heykeltraş gibi kullanıyor. Photoshop yanında halt etmiş. Burnunu kah indiriyor, kah kaldırıyor. Dudakları bir büzülüyor, bir yayılıyor. Orasına burasına normalde insan anatomisinde bulunmaması icap eden organlar, kitleler yerleştirtiyor. Parasıyla değil mi? Ya da sanat onun, beden onun değil mi? Dilediğini yapabilir.

Şimdi yetkililere soruyorum: Orlan Hanım diyelim ki hani şu sıra Avrupa’da on beş bin hanede birden izlenen, izlenirken tüylerimizi diken diken, gözlerimizi ıpıslak eden, deniz kızlı, boğaz köprülü, peri bacalı, akıncılı, metrolu, kısacası eksiksiz Türkiye reklamından çok etkilendi ve Bodrum’a yerleşmeye karar verdi. E, tabiatiyle vesikalık fotoğraf konusu gündeme gelecek. Benim git-gel sakalım bile pasaport kontrollarında, şurda burda sorun olurken, varın siz düşünün Orlan Hanım’ın Bodrum sevdasına vesikalıklarından neler çekeceğini.
 

 

– Hanımefendi, bu fotoğraftaki siz misiniz? Pek benzemiyor da.

– E herhalde beyefendi, benzemesin diye yaptırıyoruz bu ameliyatları zaten, tanrı aşkına…

Pasaportlarda çok eskiden saç rengi, göz rengi falan yazılırdı. Renkli fotoğraf çıktıktan sonra, oraya PHOTO diye bir damga basmaya başladılar. E, sen şimdi pasaportun çıktıktan sonra oranı buranı değiştirirsen olmaz tabii ki. Bakarsınız Bodrum’a yerleşen Orlan Hanım’ın yüzünden bu ülkede vesikalık ameliyatları, renkli lensler ve saç boyaları da yasaklanır. Çehrenizi en yakınınızdaki mülki amirliğe tescil ettirip, bir daha da kaşınızı gözünüzü, sakalınızı, kepçe kulaklarınızı, saçınızın, gözünüzün rengini değiştirmemeniz istenebilir. Bakarsınız bu sayede devletimiz yaşlılığa da çare bulur, tescil edilmiş çehremizi ömür boyu aynı tazelikte koruyabilmemiz için yöntemler geliştirir, yine ilklere imza atar. Yaşasın anti-dijital devlet!

Negatifadam

(Bu yazı 2003 yılında Photoline dergisinde yayınlanmıştır.)


Written by Orhan Cem Çetin

04 Aralık 2010 14:08

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: